Nihayet

19 Tem

Yüzümde aptal bir sırıtış,

Elimde tebrik çikolatasına iliştirilmiş kart,

Kucağımda dünya tatlısı bir yavru pati,

Fotoğrafı çeken çilekeş bir dost…

 

IMG_20180719_122516_721

 

Bitti mi bitti, yüksek lisans maceram noktalandı ama nasıl?!Ne çektim kısmını bir kenara bıraktım da, neler çektirdim en yakınımdakilere bir sormalı :/ Uykusuz geceler, normalden daha huysuz, uyumsuz, anlayışsız hallerim. Beyin yorgunluğu, ruhsal çöküşlerim, dalgalanmalarım, zamansızlıklarım, asosyalleşme sürecim, kendimle dertlerim derken bildiğimiz zulüm etmişim bana yardımcı olmak için uğraşanlara.

Bazen birini sevmek, uzaktan göründüğü kadar kolay olmaz.

Bazen bir işi sonuçlandırmak, planladığın şekilde gitmez.

Bazen bir olay, durum ya da süreç karşısında kayıplarını ve kazançlarını sonuç anında net şekilde göremezsin.

Son dönemde her huysuzluğumu sakince tolere eden can parçalarıma teşekkür ederim, hakkınız ödenmez. (Can parçalarım annem ve yakın arkadaşlarım oluyor 🙂 )

Reklamlar

Nasıl delirdim?

27 Haz

Hayatımın en kollektif, en bağımsız, en koordinasyon ödüllü hikayesi olabilir bu.

Arkadaşlık ilişkilerimi dengelememe fırsat bırakmayan, nefes aldırmayan ense bitleri ile,  dedikodu yapmak istemediğini iddia edip gün aşırı laf kovalayan, istediğini vermediğimde triplenen cinsleri bi’sepete atalım.

Mesleki pozisyonumun belirsizliğini koz olarak kullanmaya kalkan, sakinleşip tepkisiz kalma çabalarımı, sindirme politikasının başarısına yoran sıfatsızları bi’çantaya koyalım.

Hayatıma ipotek koymaya çalışan, bunun için yarışan, sırf sevdiğim için kendisini bu manidar hakkın doğal sahibi zanneden, set koymaya çalıştığımda saçını başını yolan, depresifleşen ve agresifleşen bi’ güruhu da ne yapalım işte market poşeti uygundur!

Bu poşeti, sepeti, çantayı okyanus diplerine atmalıyım hızla. Yıldım, yoruldum, bıktım! Kendi kafamı zor taşırken elalemin, herhangi birinin duygusal yükünü üstüme almak istemiyorum. Dur diyorum duran yok, sus diyorum duyan yok.

Çıkara dayalı ilişkilerin çok çeşidini ne yazık ki gördüm, yaşadım, maruz kaldım. Bunların bonusu, yüzsüzlük, karaktersizlik, hazımsızlık ama en temelinde fesatlık.

Şimdi biz(hem makro hem mikro ölçekte) iddia ediyoruz ki, ekip işi yapıyoruz. İddia ediyoruz ki sinerji, birikim, aktarım kabiliyeti, insan ilişkileri, empati yeteneği, sempatide sürdürülebilirlik hayat kurtaran anahtarlardır. Her birey ayrıca iddia ediyor ki; mesleğinin nirvanasında; ancak her biri, standartları önceden belirlenmiş, resmi kurumlarca kabul edilmiş sınav sonuçlarını bile alamayan, kendini ve kariyerini mesleki ve insani yönden geliştirmek yerine acılarına, krizlerine, kaoslarına, sağlık sorunlarına, eş dost veya akraba ilişkilerine dayandıran, bağlantılarla yaşıyoruz zihniyeti ile sadece stratejik ilişkiler kuran canlılar, zat-ı muhteremler. Bu kişileri yaş, eğitim durumu, cinsiyet, medeni hal, tarafıma yakınlık derecesi ayrımı yapmaksızın izliyorum son 1 senedir. Neden 1 senedir? Çünkü 31 yıllık hayatımın ciddi manada sarsıcı olaylarını yaşamam, miladımdır geçen sene. Acılara ya da sıkıntılara tutunmaktansa kendimi ve tercihlerimi sorgulamayı seçtim. Neden, ne sıklıkla, ne amaçla bunları yaptığımı anlamaya çalışıyorum. Ulaştığım sonuçlar, beni daha derin araştırmaya ve düşünmeye sevk etti. Yani bi’nevi döngüye dönüştü. Bir soruyu çözüp, bağlantılı sorulara gidiyorum. Onları çözerken bazı yollardan tekrar geçiyorum ama yine sorgulayarak. Çünkü biliyorum ki, en çok kendime taraflıyım, eleştiri yaparken bol kepçe davranmadığım aşikar ancak, önyargılarımın farkında olduğum için döne döne düşünmekten zarar gelmez diye inandırdım kendimi.

Önyargılar meselesi de efsunlu bi’dünya bence. Nelere nasıl şekillendiğimizi araştırırken, etki odaklarımın farkında değildim. Bir başka dünyanın, ya da daha temiz bir ifadeyle, bir başka düşünce ve davranış şeklinin varlığını kabul edebildiğimde çoktan kemikleşmiş, kabuklaşmış setlerim vardı. Olsun, zımparalamaya gücüm yetmese de bu amaçta çabalamak bile bana iyi hissettiriyo. Komple, kökten uca temizlik gerçekleştirmek mümkün müdür bilemiyorum ancak, denemekten ne zarar çıkabilir ki?

Ne diyordum?! İş dünyasında etik çalışan bulmak zor diye dert yanıyoruz ya, insan ilişkilerinde şeffaf ve ahlaklı davranan kaç insan evladı kaldı ki, iş hayatına entegre olabilsin, orada nefes alabilsin?

 

Frezya

10 Nis

Bahar havaları gelmişken, sıkıcı ve boğuk ofislere hapsolmak haksızlık değil mi?

Çayırlara çimlere yayılmak, denizi hayaller deryasına döndürmek, hamak bulamayız da en azından bir salıncakta efil efil sallanmak ister canım! Taze çay da olsun önümde, çok efor harcamaya gerek yok; acıkırsak simit kıralım, peyniri, zeytini, domatesi katalım, hadi canı çok çeken için reçel, bal da koyalım sofraya… Körpecik semizotu olsun mesela, baharatlı kokusuyla roka… Çok değil, bir öğleden sonra, olmazsa öğlene kadar kalalım bu cennet parçasında.

Önümde deniz, sırtımda ağaçlar, yanımda hoş sohbetli, hafif insanlar…

Yıldım çünkü büyük konuşmalardan, egosantrik savaşlardan, stratejik ortaklıklardan, angaryalardan, idare etmeye çalışmaktan, ‘mış gibi’ yapmak ne yorucu Ya Rab!

İnsan durduk yere şair olmazmış, beni de bu havalar mahvedecek diye korkuyorum. Bahara kapılmamak da yok saymak da elde değil. O kadar da naif ki; insan bile isteye kapılmaya meylediyor.

Halbuki odaklanmalı, enerjimi toplamalı, yapılacaklar listeleri oluşturmalıyım. Bahar hasadı gibi özel hayatımı da iş hayatımı da düzene sokmalı, fazlalıklardan ve gereksizlerden kurtulmalıyım. Mesela 2 senedir yüzüne bakmadığım hırkadan da, kapısını çalmadığım dostumsudan da hızla uzaklaşmalıyım. Bekleme sırasına aldığım kitaplarımı -ki çok özledim sivil okumaları- eritmeliyim. Planlama yaparken bile rahatladığım, huzur dolduğum hobilerimle kucaklaşmalı, biraz kendimle kalmalı ve nasıl mutlu olduğumu hatırlamalıyım. Tam zamanı işte bu mevsim, bunları gerçekleştirebilmek için… Doğa uykusundan uyanırken ruhları hapsetmek niye?!

Eski günlerdeki gibi, nefes almak için Yeşilköy’e gidelim, Ataköy’de dur durak bilmeden  her gün aynı saatte yürüyen düzenli sportif komşularımıza karışalım, Beşiktaş’ın keşmekeşinden kaçıp Dolmabahçe’de kahve içelim, saatin altında bakınalım sağa sola, biraz daha menzil alıp Kadıköy’e Balon’a geçelim. (Yalnız Kadıköy’e gidip Beyaz Fırın’a uğramadan eve dönmek çok ayıplı bir harekettir nezdimde 🙂 )

Biraz özgürce nefes alsak ya?

Cıvıldayan kuşları dinlesek gözlerimizi kapatıp?

Yeniden ve coşkuyla canlanan çiçeklerin kokularını çeksek. Nergisler, sümbüller, frezyalar, papatyalar sarmış olsa etrafımızı…

Belki ufacık bir süre de olsa derin derin uyuruz bunca huzurla?

Kıvırcık

9 Nis

Hayata ne için geldiğini düşündün mü?

Peki kendince prensipler, misyonlar, kurallar, sınırlar, öncelikler belirledin mi? Belirledin diyelim; bunlara sadık kalıp, takip edebildin mi?

Ne zor aslında insanın kendisi olarak kalabilmesi, devam edebilmesi. Mutlaka uyaranlar, caydırıcılar, bezdiricilere karşı durabilmek. Sürekli ve sonu görülemeyen bir maçtaymışsın gibi…

 

Takım arkadaşlarını seçmek lüks müdür? Ayrıcalık olabilir mi? Ya da sadece seçici sosyalleşme diyebilir miyiz? Kendi seçtiğimiz minik evrenimizin içine her müdahaleyi göğüsleyebiliyor muyuz? Takımımızdaki tüm oyuncuları tümüyle tanıyor muyuz? Çoğu zaman kendi fikirlerime ya da tepkilerime hükmedemezken, benden bağımsız neyi idare edebilirim veya emin olabilirim ki? Bu zamanla yorumlamaya, kişilerle olayları, tepkilerle sonuçları bağlayıp değerlendirmeye varmayi getirdi bana. Ne kadar sağlıklı olduğu tartışmaya açık elbette; çünkü biliyorum ki zamanla tutum ve davranışlarımda değişiklikler oluşuyor. Dönemsel de olsa, kendimi frenlemeyi denemekteyim. Pek eğlenceli bulduğumu söyleyemem; ancak denemeye değer 😆

 

Aşağıda, 09.04.2018 de instagram hesabımda paylaştığım sorucuklar var. Ne dersin, düşünsek mi? 😉

“Boşvermişim pazartesileri!

Sen hayatın kaosundan kaç gün çalabildin kendine?
Kaç saatini dinginlikle geçirebilirsin mesela 1 haftada?
Uykunda bile yorulmuyor musun? Rüyaların aksiyon filmlerinden kesitlerle bezeli değil mi?
Sahi en son ne zaman huzurla uyuyabildin ki?

Başın yastığı bulana kadar uykuya teslim oluşunun sebebi en son ne zaman sürükleyici bir roman oldu?

Avaz avaz, sevdiğin şarkılara eşlik ederken kim vardı yanında? Dostun? Sevgilin? İş arkadaşın? Kardeşin?

Düşünelim hadi biraz. Maziye de dalalım kısa süreliğine, zira derine dalmak için lisan, lisans ve ekipman gerekebilir 😉 “

Lâfügüzaf

13 Mar

İnsan kendini bir yere ait hissetmeden yaşayabilir mi?

Peki bir kişiye adamadan ne kadar süre geçebilir? Acaba kendimizi oyalıyor olabilir miyiz bu süreçte? Adanmamış hayatlar ziyan değil mi biraz?

Spora, mesleğe, çocuğa, aileye, eşe ya da ilişkilere adayıp hamuruna katmaz mı insan kendini? Onunla birleşip, bütünleşebilmek için değil mi tüm çabası?

 

Kendinizi boşlukta, gerçekten bağımsız ve bağsız hissettiğiniz oldu mu?

Bir versiyonu oldu bana, devam da ediyor korkarım… Duygusal olarak çökmüş, maddi olarak bitmiş, fiziken istemediğim bir şekle bürünmüşken; bitirilmesi gereken, sonu yaklaşmış, süreli işler tam olarak ensemdeyken; yıl boyunca yaşananlar, alınan kararlarla tüm arkadaşlıklarımı gözden geçirirken; kendime bir çıkış yolu arayıp, bulamazken… Tam da bu noktada iplerimin kesildiğini görür gibi oldum. Hayata bağlayan, günlük akışta kalmamı sağlayan, nefes almaya ve yürümeye devam etmemi refleks haline getiren iplerimin…

Sorgulama sürecinden çok girdabına yakalanmış gibiyim. Etrafımı, hayatımı, daha çok da kendimi ve tutumlarımı sorgularken buluyorum kafamı. Yolda, yemek yerken, kahve almak için sıra beklerken, markette meyve seçerken bile arka planda dönüp duruyo sorularım, cevapsızlıklarım. Savruldukça sorguladığım, sorguladıkça savrulup dağıldığım garip bir döngüye girdim.

Çok anlamasam da tam bir depresyon hali değil sanıyorum ki içinde bulunduğum. Çünkü hayata da karışmaya gayretim olduğu aşikar. Kafamdan geçenleri kamufle etmeye çalıştığım minik çabalarım var. Günlük sorulara, geçerli cevaplar arayıp buluyorum. Bulamadığım noktada yorgunluğa, uykusuzluğa, bazen de kapıdaki bahara  dayandırıyorum.

Zaman ve geçip gitmesiyle ilgili sıkıntılar yaşıyorum. Bazı anlar, günlerce sürüyor sanki. Özellikli bir olay olmaksızın, dış dünyadan bağımsızken bile…İçimde kaybolmak hissi var üzerimde. O kadar derine gidiyor ki bazen düşünceler, korkutucu…

 

Tüm cevapları bulduğunda oyun bitecek mi?

Zeytinli Pofidik Ekmekler

13 Mar

Her gün, hatta her öğün vazgeçilmezimiz, yemekten bıkmayacağımız belki de tek şey ekmek 🙂 Sağlık problemi, beslenme değişikliği sebebiyle uzak kalmaya çalışsak da kokusundan bile keyif aldığımızı itiraf edebilir miyiz? 🙂

Birazdan okuyacağınız tarif sonucuna çörek de diyebilirsiniz belki, ama ben pofidik ekmek demeyi daha uygun buldum.

zpe1.jpg

*2 su bardağı tam buğday unu

*1 su bardağı yulaf kepeği

*1,5 su bardağı yağsız süt

*1 çay kaşığı tuz

*1 paket kabartma tozu

*4 yemek kaşığı mayonez (light)

 Buraya kadar baz hamuru oluşturduk. Şimdi kişiselleştirme aşaması;

*Yarım demet maydanoz-ince kıyılmış

*20-25 adet biberli zeytin (dilimlenecek)

*1 dolu yemek kaşığı pul biber

 

Malzemelerin tamamını derin bir kapta kaşık yardımıyla karıştırın.

10 dakika önceden ısıtılmış, 180 dereceye ayarladığınız fırında 20 dakika kadar pişirin. Üzerleri kızarınca çıkarıp kürdan testi yapabilirsiniz.

zpe2.jpg

 

Afiyetle ;))

Fava Sevenler

6 Mar

 

Meze sevenler derneği kurulsun mesela, ben pek severim 😀 Yapması kolay, sofraya koyması artistik, leziz ve hafif bir çeşit salata, yemek arkadaşı olur iç baklanın bu versiyonu. Yaz akşamları için de pazar kahvaltıları için de hızla yapıp, afiyetle tüketebilirsiniz  😉

 

8 saat ıslattığınız iç baklayı yıkayın, üzerini 1 parmak geçecek su ile birlikte haşlayın.

Baklaların haşlandığından emin olduğunuzda içine;

  • İnce kıyılmış soğan (ben dondurulmuş küp soğan kullanıyorum, tembel işi 🙂 )
  • 1 tatlı kaşığı şeker (hindistan cevizi şekeri tercih ettim)
  • Damak tadınıza göre tuz
  • Zeytinyağı (Soğuk sıkım sızma kullanıyorum)
  • Taze sıktığınız limon suyu (fabrikasyon limon sularından hoşlanmıyorum)
  • İncecik kıyılmış dereotunu ekleyip blender’dan çekin.

Burada bir püf noktası var; tadına baktıktan sonra, tenceredeki karışımı 1 taşım daha kaynatın. Soğumadan servis tabağı, borcam ya da saklama kabına alın.

 

Screenshot_2018-03-06-12-04-53_1.jpg

 

Fava soğuduğunda sertleşip kıvam alacaktır. Bıçakla kesilen fava başarılıdır 😉

 

Afiyetle :*

 

 

Belgrad’a doğru

19 Eyl

Zdravo! 😛

Merhabalar! 10 günlük Bayram tatilini fırsata çevirenler burada mı 🙂

Ben bu fırsatı ilk uçakla yolculuk, ilk yurtdışı tatili, ilk iş arkadaşlı seyahat kombosuyla doldurdum.

Yıllar yıllar öncesinden pasaportumu almış, bir kenara koymuştum. Tozlanarak 10 yıllık kullanım süresini doldurmaya yakın, “yahu ben neden yurtdışına bi’ gidip dönmüyorum ki” dedim. Henüz yıllık izin hakkım olmadığından da bayramı fırsat bilip birkaç ay öncesinden planlama yaptım.

Rota seçerken önceliğim vizesiz girebileceğim ülkelere bakmak oldu. Gözlerini sevdiğim google, listeyi en güncel haliyle karşınıza çıkarıyor zaten. Seçimde etkilenip niyetlendiğim ilk rota, Ukrayna/Lviv oldu, çünkü çok severek ve ailece izlediğimiz nam-ı diğer Çok Gezenti Burak Akkul’un tv2 deki Lviv gezi programını keyifle, hem de birkaç kere izlemiştim. Kafama yattı, ilkler için uygun gibi geldi. Başladım her tatil planımı sorana “ben Ukrayna’ya gidiyorum” demeye 😀 Ülkedeki siyasi karmaşa gözümü korkutunca, rota değiştireyim dedim, arkadaş sohbetinde bambaşka kişilerin planı olan Sırbistan/Belgrad gezisini dinlerken akşamına tur şirketlerindeki Belgrad paketlerini incelemekteydim. Ön bilgi olarak yapılacaklardan birisi bu olmalı bence. Profesyonel tur şirketlerinin açık programlarına göz atmak.

Sonra baktım ki çetrefilli bir ülkeye benzemiyor, bi’ cesaretle “tursuz gider, hallederim yeaa” nidalarıyla araştırmaya devam ettim. Bloglara daldım, sadece bloggerları değil, yorumları da okudum, notlar aldım, kutsal bilgi kaynağım ekşisözlüğe uğramadan olmaz malum…Ben ufaktan dosyalar oluşturmaya, nerede kalmalı, ne kadar bütçe ayırmalı, havaalanından hangi araçlarla şehre inilir, para birimi nedir, euro mu dolar mı kullanayım  konularını didiklemeye başladım. Ertesi gün okulda, odada sabah sohbetimizde benim tatil planıma geldi konu, Funda Hocaya dedim ki “ben Ukrayna’dan caydım, Sırbistan’a gidiyorum. Şöyle güzel, böyle eğlenceli, aman çok da kolay, bütçeyi de sarsmaz” vs., 15 dakika içinde biz Funda Hocayla uçak biletlerimizi alıverdik 😀

Küt diye, daha konaklama rezervasyonu yapmamışken, en güzeli de Funda Hocanın pasaportu yokken :)) Aynı gün içinde otel rezervasyonunu da yaptık, biriktirdiğim gezme planlarını paylaştık, revize ettik, gidenlerden akıl aldık, tavsiyelerle doldurduk cebimizi.

Biz heyecanla ve merakla planlar yaparken memleketin siyasi ortamı Rusların borç çorbasına döndü, yurtdışına çıkışlar yasaklandı, akademik personelin çıkışı için idareden resmi yazılar istendi derken biz de enseyi kararttık, gidemiyoruz diye offlanıp pufflandık. Hayır tüm memleket kaynarken bizim derdimiz tatil değildi, sırası geldiğinde dertlendik her konuya ayrı ayrı…

Velhasıl izinler iade edilince bizim için bayram katmerlendi haliyle 🙂 Hava durumu kontrolü yaptık, bavulu hafif tutalım diye sözleştik, kim ne getirecek diye fikir alışverişi yaptık, döviz bürosuna uğrayıp euro depoladık, bu arada Funda Hoca pasaport başvurusunda bulundu ve 1 haftada pasaportu çıktı. Hemen hemen her şeyi ayarladık. Kalmayı planladığımız otelin kullanıcı yorumlarını okuyup içimizi de kararttıktan sonra akıllı telefonlarımıza birkaç yabancı dil uygulaması indirip, telefon hatlarımızı yurtdışı dolaşımına açtırdık, ben ek olarak yurtdışı internet paketi de satın aldım, ilk gecede 1 aylık kotayı doldurmuş olsam da iyiydi 🙂

 

Devamı gelecek 😉

30 un Kıyısına Vurmak

9 Eyl

bday1

Yaz döneminin son günü, siestaların kralı cuma günü sabahtan sürprizli başlamıştı ama iş arkadaşlarımın 2 gün öncesinden doğumgünümü kutlamak isteyecekleri, bir de üzerine organizasyon yapacakları aklıma gelmezdi. Şaşkınım hala 🙂

Kadınların yaşı sorulmaz geyiklerine cevabım bellidir: “Henüz söylemekten çekineceğim yaşlara gelmedim.” Muhtemelen konuşma kabiliyetim varolduğu sürece de aynı karşılığı vereceğim 🙂

Yaş almak, ham meyve modeli ekşimik hallerde sürüklenmektense olgunlaşıp belki daldan kopup, ayrılıp tok adımlarla gezinmek benim için daha tercih edilir. Beni tanıyan, tanımayan ama tanıdığını zanneden tüm “tanış”larım için söylemek istediğim budur. Bırak ben kendi harımla pişeyim.

30 yaşım için ne hayal kurmuştum hatırlamıyorum, pek de dişe dokunur hedeflerim yoktu demek ki. Ya da yine işime gelmeyeni unutma metoduna başvuruyorum 😛

Düşününce pek de sıkıcı gelmiyor yıllara ya da yaşlara amaçlar belirlemek. İçerik önemli; 40 yaşıma kadar kitabımı bastırayım, 35 den önce dünya turu yapayım, 30 a varmadan motosiklet kullanmalıyım, belki de 28 imde raftinge, akıntılara bırakayım…Bunlar bana uyumsuz, ya da uzak amaçlar; ancak kariyer hedefi koyarım ben, onu da sıkıştırılmış ekspres hatlar gibi hayata teğet geçecek şekilde yapmam. Sindire sindire gitmek bizim işimiz…

Velhasıl; yeni yaşımı evimden, annemden uzakta, yeni bir rotada, pekişen arkadaşlıklarla, öğrenmenin verdiği heyecanla, fabrika ayarlarımda var olan ağırlıkla, kollarımı açarak karşılamayı planlıyorum.

<:Sevmek, sevilmek güzel şey ❤

Dilerim,  yeni yaşımda karşıma dürüst ve algısı açık öğrenciler, vicdanlı ve eğlenceli insanlar çıksın.

Sürprizli Organize Meseleler

9 Ağu

Ülke gündemi malum, herkes gergin. Çoğu amacı olduğunu zannedip tutturmuş gitmiş başka başka yollara… Akademik ve idari izinler de iptal edildiğinden kurum içi bir sıkıntı debelenmesi içindeydik 15 Temmuz sonrası. Kimse oflayıp puflamıyor doğru, ama moral motivasyon eksikliğimiz tavan yapmıştı!

Kiminin aklı memlekette huzurlu bir aile saadetinde, kimi arkadaş grubuyla uluslararası planlar yapmış, bazısı sevdiceğine kavuşmak için gün sayarken benim gibi tazeler de herkes çıksın gitsin tatilini yapıp rahatlasın düşüncesindeydi. Baktık olacak gibi değil, mevzular günden güne iç karartıyor, bizim aklımız ferahlamalarda; o zaman dedik ki kendi tatilimizi ya da nefes molamızı kendimiz verelim! İsabetli de oldu; organizasyonu yapmayı planladığımız gün Müdürümüzün doğumgününe denk geldi 🙂

Odaca plan program dahilinde evde yapılacak her çeşit lezzetli yiyinti, içeceklerle şenlenir, bendeniz konfeti almaya, hocalarımızdan biri butik pasta yapmaya, bir diğeri egzantrik detox içeceği yapmaya karar verir… Eğlendik mi? Eğlendik 🙂 Akşamdan odaya gizlice taşınan servis masalarını hazırlarken, hocalardan birinden “Birlik beraber gibisi var mı” cümlesini duymak bana çok iyi geldi. Kaldı ki kurumda işe başlayalı 5.ayın içindeyim, daha şerbetlenmedim 🙂 Nazar değmesin de, mutluyuz beraber sanki 🙂 Her konuda anlaşamasak da uzlaşmacı tavırlarla gayet iyi yürütüyoruz işleri ve ilişkileri.

Tüm bölüm personeli toplanıp Müdürümüz de gelince başladı kutlama faslı. Portatif hoparlörle Müzeyyen Abla’ya da bağladık. Keyifler şahaneydi. Hocanın Can Yücel şiiri hepimize dokundu mu emin değilim ama benim gözlerim doldu.

Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

Sizler, bugün benim ruhumu yıkadınız diyerek bitirdi…

Ne zarif hareket 🙂 Tam gediğine yerleşti dizeler, boğazım düğümlendi :))

İyi ki dedim, bu ekibin başında böyle bir yönetici var.

İnsan ister istemez eski tecrübeleriyle bir kıyaslama yapmaya girişiyor. Önceki yöneticilerimi, çalışma arkadaşlarımı, fiziksel imkanları bile düşünüyorum. İş arkadaşları ile olan dalgalı, bazen bol entrikalı ilişkiler, hırslar, rekabet şartları, insanların çıkarları ve aymazlıkları… Neler biriktiriyoruz farkında olmadan. Bakış açımız değiştiğinde, gözümüz mecazen açıldıysa anlayıp aydınlanıyoruz hangi hareket ne hedefle yapılmış… Ben uzun süre sonra uyandım mesela, hala daha uyanamadığım mevzular da vardır muhakkak, öğreniyoruz zamanla :))

Yazıyı günün damgası şiirle kapatayım; ne güzel adammışsın Can Baba!

Dostlar ırmak gibidir
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya

İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi…
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı….
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!

İnsanlar vardır; derin bir okyanus…
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu…
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.

İnsanlar vardır; sakin akan bir dere…
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı…
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.

Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan…