Bilgisayarlar yanlış bir şey yaptığınızda patlar mı?

11 Oca


Bilgisayarlar yanlış bir şey yaptığınızda patlar mı?Hasbelkader kendinizi bu sitede buldunuz ve aslında bilgisayarlardan hiç mi hiç anlamıyorsunuz. Bu yazıyı sizin için yazdık. Birkaç dakika içinde HDD, CPU, RAM gibi kısaltmaların ne demek olduğunu, hangi şeyin kasa, hangi şeyin harddisk olduğunu, bir daha unutulmayacak biçimde öğreneceksiniz. Bu kadar emin konuşabiliyorum, çünkü anneme böyle öğrettim ve anladı.

Bilmeyen insanlara bilgisayar anlatan kitaplar geleneksel olarak iki şekilde başlar:

“Korkmayın, bilgisayarlar yanlış bir şey yaptığınızda patlamaz.”
Bu bize Hollywood’un dikte ettirdiği yanlış bir kanı. Adamlar kendi bilgisayar korkularını böyle dile getiriyorlar. Bir bilgisayar, içini açıp saçma sapan bağlantılar yapmadığınız sürece hiçbir zaman dumanlar çıkararak alev almaz. En fazla çalışmayacaktır. Bu da hayati bir tehlike yaratmıyor değil mi? (En azından sizin için,.. şu anda,..)

“Bilgisayarlar aptaldır.”
Bu cümle nedense çok, ama çok sevilir. Asimov’un robotlu romanlarını okuyanları rahatlatmak için icat edilmiş olmalı. Evet, bilgisayarlar, daha kendilerini yenilemek, yeni bir bilgisayar yaratmak, hatta bunlardan bir ordu kurup, dünyayı ele geçirmeye kalkışmaktan uzaklar. Cümlenin ardında yatan esas şu da olabilir. Bilgisayarlar bilim adamı olmayan normal insanlar tarafından kullanılmaya başlandığında, birçok insan onlara kendilerini işlerinden edecek düşman bir makine gözüyle bakıyordu. Bu tehlikeli makinaların aslında aptal olduklarını öğrenmek, birçok insanı rahatlatmış olmalı. “Bilgisayarlar aptaldır”ın ardından hemen gelen öğretici cümle de şu olur: “onlara bir şeyi öğretmediğiniz sürece hiçbir şey beceremezler.” Bu da doğru. Üstelik bu keratanın öğrettiğiniz şeyleri her açıldığında yeniden öğrenmesi gerekiyor. İşi zor değil mi?

Bilgisayarınızın dışarıdan görülen parçaları, tahminen şunlar olabilir: Bir klavye, bir fare, bir monitör ve içinde ne olduğu bilinmeyen bir kutu. Klavye ve farenin bilgi girmeye, monitörün de bilgi almaya yaradığını biliyorsunuz. Şu içinde ne olduğu görülmeyen kutuya ise sadece “kasa” deniyor. Hayır, harddisk o değil. Onu birazdan anlatacağım. İşte asıl bilgisayar bu kutunun içinde. Şimdilik kutuyu karıştırmadan, içindekilerden bahsedelim.

 

"Bilgisayarlar aptaldır."Harddisk ve RAM
Şimdi kendi belleğinizi düşünün. Pizzacıya telefon edeceksiniz. Numara duvarda bir yerde asılı. Oraya gidip numarayı okudunuz, sonra 246 11 12, 246 11 12 diyerek telefona doğru koşuyorsunuz. Telefonu çevirir çevirmez de 246 11 12’yi unutuyorsunuz (bazıları unutmazlar, unuttuğunuzu varsayalım). Bu işlemde kısa dönem hafızanızı kullandınız. Ama annenizin numarasını ve hatta Susurlukta şeker fabrikası olduğunu hiçbir zaman unutmazsınız. Bunları ezberlemişsinizdir. Bu da uzun dönem hafızanız. Bilgisayarlar da böyle çalışır. Kısa dönem hafızaya RAM, uzun dönemlisine de Harddisk (HDD) deniyor. Bilgisayar, açılır açılmaz HDD’den yüklü bir miktarı RAM’e yüklüyor. Ve “Ne çalıştırırsan çalıştır, ben hazırım” konumuna geliyor. Sonra bir program çalıştırıyorsunuz, diyelim Word. Word’ü çalıştırmak için gerekli kod yine HDD’den RAM’e yükleniyor. Siz yazınızı yazıyorsunuz. Yazdığınız her harf RAM’e yerleştiriliyor. Ta ki siz “Save/Kaydet” düğmesine basana kadar. Save’e basıldığında yazdıklarınız RAM’de hala durmasına rağmen, bir kopyası da HDD’ye yazılıyor. Bilgisayar kapandığında RAM’de ne var, ne yok unutuluyor. Sadece HDD’dekiler saklanıyor. Bu yüzden, üzerinde çalıştığınız dosyayı save etmeden bilgisayarı kaparsanız ya da çot diye düğmesine basarak kaparsanız, yazınız daha HDD’ye yazılamadığı için yaptıklarınız kayboluyor. Siz siz olun, dosyalarınızı sık sık save edin, çünkü sağolsun Windows’un ne zaman kilitleneceği belli olmaz.

Bazen de bambaşka sebeplerden bilgisayarınız tamamen göçüyor. Artık HDD’deki bilgilere de ulaşılmaz oluyor. İşte, ordan burdan duyduğunuz, “Abi son on yılın bütün verileri uçtu gitti” konulu ağlayıp sızlamaların sebebi de bu. Yine siz siz olun, verilerinizi muhakkak yedekleyin, çünkü sağolsun Windows’un ne zaman tamamen göçeceği de belli olmaz.

Uzun lafın kısası, RAM büyüdükçe bilgisayarınızın aynı anda aklında tutabileceği veri miktarı artıyor. Yani aynı anda birden fazla program kullanmak kolaylaşıyor. RAM alırken paranıza hiç acımayın. Ne kadar çok, o kadar iyi. HDD büyüdükçe ise kalıcı olarak saklayabileceğiniz veri miktarı artıyor. Dolayısıyla birçok oyun, müzik, resim, vs. saklayabiliyorsunuz.

 

CPU

CPU
Central Processing Unit, Türkçe’de işlemci deniliyor. İşlemciniz, bilgisayarınızın işlem yapma hızını etkiliyor. Pentium lafının geçmesi gereken yer burası. İşlemciler aile aile: Pentium II, Pentium III, Pentium 4 diye gidiyorlar. (eskiden 8086, 80286, 80386, 80486 diye gidiyorlardı) Şu anda yeni bir bilgisayar satın almak isteseniz, Pentium III’den düşüğünü bulamazsınız. İşlemcilerin aile isimlerinin yanında bir de sayı oluyor. Örneğin Pentium 4 1600MHZ. Bu sayı işlemcinin saat hızı. Saat hızı ne diye sormayın. Şunu söyleyebilirim. Her ailenin değişik saat hızlarında kuzenleri oluyor. Ve bu hız artıkça makinenin hızı da artıyor. Genel kural olarak şu söylenebilir, her ailenin en yüksek hızlı işlemcisi, bir sonraki ailenin en düşük hızlı işlemcisinden daha yavaş oluyor.

 

Ekran Kartı

Ekran kartı, bilgisayardan monitöre gidecek görüntüleri yollayan şahıs. Bu arkadaşın da üzerinde ayrı bir RAM var. Bu RAM arttıkça ekran kartının rahatça gösterebileceği görüntünün boyutu büyüyor (buna da çözünürlük diyorlar). Mesela 800X600 gibi birşey gördüğünüzde monitörünüzün enine 800, boyuna da 600 adet piksel sığacak şekilde bir görüntüden bahsedilmekte. RAM arttıkça 1600X1200 gibi absürd çözünürlükler de mümkün oluyor, ama monitörünüzün boyutları da bununla birlikte büyümez ise, ekranınızdaki görüntüler gözlere acı verecek kadar küçük oluyor. Ekran kartı üç boyutlu oyunlar konusunda da önemli. Bu oyunların kullandığı popüler kart aileleri var. Mesela GeForce 3 şu dönemin önemli kart ailelerinden. Aynı şekilde kartın RAM’i büyüdükçe bu oyunların performansı da artıyor.

 

Anakart 

Bu saydıklarımızın hepsi kasa adını verdiğimiz o kutunun içinde duruyorlar. Bu kutunun içinde anakart tabir edilen yeşil büyük silikon bir kart var. Bahsettiğimiz herşey bir şekilde bu karta takılıyor. Anakart da bütün bu nesnelerin birbiriyle konuşabilmesini sağlıyor. Çoğu CPU ailesinin kendine uygun anakartları var. Örneğin makinanız Pentium III ise, sadece yeni bir Pentium 4 alarak makinanızın hızını yükseltemiyorsunuz. Çünkü Pentium 4, Pentium III anakartına uymayabiliyor. O zaman gidip bir de yeni bir anakart almak zorunda kalıyorsunuz. İngilizcesi Motherboard.

Haydi bakalım, bilgisayar konusunun kabası bu kadar. Artık, dergileri karıştırıken gördüğünüz şeylere bir anlam verebilecek ve arkadaşlarınız bilgisayarca konuşurken onlara katılabilecek, donanıma sahipsiniz.

 

Geleceğe Uyarı

Bundan sonra belki de donanım konusu ilginizi çeker. Günün birinde elinize tornavidayı alıp kendi makinanızı yapmaya karar verirsiniz. “Bilgisayardan anlayan siz” e zaman tünelinden bir uyarı: Power supply’ın kablolarını açma kapama düğmesine ters bağlarsanız hakikaten dumanlar çıkıyor. Bırakın power supply’ı board bile yanabiliyor.. aman dikkat.

 

 

Kaynak:istegenc


Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: