Arşiv | Şubat, 2012

Boylu Boyunca Muhallebi Kralı

29 Şub

Geçen hafta cuma akşamları yayınlanan Medya Kralı‘nı izlemeyeceğime konuklar listesi açıklandığında karar vermiştim. Nihat Doğan’a katlanamıyorum, neden ısrarla ve sıklıkla konuk alındığını da anlamıyorum. Anlayan varsa biri çıkıp anlatsın lütfen!

Cumartesi gecesi de her zamanki alışkanlıkla Disko Kralı‘nı izlemeye hazırlandım, konuklardan birinin Haluk Levent olduğunu da öğrenince pek keyiflendim. Program açıldı, hafif ilerlemeye başladı ve ben fark ettim ki Yeliz‘e de katlanamıyorum. Halbuki ben severdim kendisini uzaktan uzağa, sevimli bulurdum. İşin rengi yeni albüm çıkarmış bir hanım ve sesi hakkında konuşmalarını dinleyinceye kadar pembelerdeydi. Ne zaman ki Okan Bayülgen’in de gazlamasıyla Yeliz büyük otorite kesildi -ses, şan konusunda- kanal değiştirdim acilen.

Önceki yazılarımda tıp doktorlarının burnu büyüklüklerinden yakınırken bizim pop şarkıcılarını unutmuşum…Bu ne havalar afra tafralar kardeşim? Kadını ezdi, kırdı geçti…Gerçi tek başına değildi, Okan’ın yüklenmesinden destek alıp kadıncağızı çok sıkıştırdılar. Hiç hoş değildi…Adını hatırlayamadığım hanıma üzüldüm izlerken.

Dün akşamüstü facebook‘ta programın sayfasından gecenin konusu “Boy” olarak açıklanınca dedim ki bu gece eğlenceli bir muhallebi kralı çıkar. Malum Okan ve boy konusu bitmek tükenmek bilmeyen atışmalarla dolu 🙂 (Bu arada Okan program sırasında boyunun 1.69 olduğunu söyledi ben daha kısa olduğunu sanıyodum :/ Kameralar 5 kilo eklerken 5cm de kısa gösteriyor demek…)

Devamını Oku

Reklamlar

Yakuza Cinayeti (Paul Kemprecos)

28 Şub

Bu seneki Tüyap çıkartmamdan beri rafta bekleyen kitaplardan birini daha okunanlar tarafına ekleme zamanı gelmişti.

Birkaç tane cep boy kitap almıştım, nedense…Polisiye romanları severim, okurken eğlenirim. Kitapların kapaklarına bakarken de adı içindekilerin sinyalini veren Yakuza Cinayeti‘ni seçtim.

Polisiye romanların ağır aksak başlangıçlarına alıştıysanız rahatça okuyabilirsiniz bu kitabı. Ben biraz sıkıldım ama yarıda bırakmak istemediğimden mola vererek okumaya devam ettim. Ortalama bir kurguyla yazılan romanda Japon mafya babası ve tahtına geçecek gençle ilgili hikayeyi bir tonbalığı avcıları grubundan dinleyeceksiniz. – Devamını Oku…>

İncesaz’dan Yumuşacık Ezgiler

26 Şub

Bu kışın son dönemeçleri konser etkinlikleri açısından pek bereketli geçiyor…Gidip dinleyip zevkten 4köşe olduğum ama sırası gelemeyen konserler var cebimde 🙂 Vakit buldukça paylaşmak niyetindeyim hepsini.Bu akşam sıra İncesaz konserinde…

Bakırköy’ün sessiz sakin bir köşesinde konuşlanan Cem Karaca Kültür Merkezi‘nde her ay önceden programı belirlenmiş etkinlikler yapılıyor. Ay sonlarında bir sonraki ay için hazırlanmış etkinlik ajandasını kitapçık olarak bulabilirsiniz. Beğenip katılmak istediklerinizi de ajandanıza aldınız mı tamamdır 🙂 Konserler genellikle ücretsiz oluyor ancak mümkünse konser gününden önce gişeden biletinizi almanızı tavsiye ederim. -Devamını Oku…>

Geçmişle Karşılaşmak…

25 Şub

Doğa geçmişini ne kadar saklar? İnsan kişisel tarihini nasıl gömer? Hazırlıksız yakalandığımız her karşılaşma kader oyunu mudur?

Kim bilir…

Geçtiğimiz hafta hiç ummadığım anlarda beklemediğim karşılaşmalar yaşadım..Farklıydı, ne hissettiğimden hala emin olamıyorum..Nötrlük hepten hakim oldu sanırım damarlarımda. Lise anılarımda kalmış, ama değişmemiş bir ifade sabahın köründe karşıma çıktı, şaşkınlık uyandırdı..Bir buluşma noktasına yürürken yakın geçmişimde bıraktığım bir diğeriyle ‘sade’ce selamlaştık..Buruk değil, kızgın değil, özlemli hiç değil ama garip bir tebessümle… Okumaya devam et

Nasıl Böyle Oldu?

24 Şub

Neden Böyle Oldu Merve?  🙂

Geçen sene Nisan ve Mayıs aylarında çeşitli seminerlere, konferanslara katıldım. O zaman hala öğrenciydim, ders saatlerim belliydi, boş günlerime yada okul saatlerime denk gelen, ilgimi çeken konuları öğrenmek biraz da farklı şeyler duymak için zaman zaman konuşmacıları elimde not defterimle dinledim…

Çok sıkıldıklarım da oldu, bana farklı fikirler verenler de…Neredeyse konuşmacıların tamamı kendine son derece güvenen, ne söylediğini ve ne istediğini bilen kişiler görünümündeydi. Zaten toplulukları etkilemenin altın kuralı da bu değil midir? Sen ne kadar sağlam duruyorsan anlatacaklarının temeli de o kadar sağlam olur; dinleyiciler üzerinde o kadar gerçek etkiler bırakırsın..

Yükselen Girişimcilik Hareketleri konulu bir seminere katıldım. Son yıllarda çok fazla öne çıkan şu “girişimcilik” kelimesine gülerek yaklaştığımdan hafif sohbet halinde geçecek bir konuşma bekliyordum aslında.Ama böyle olmadı; konuşmacı sosyal medyanın küçümsenen ve keşfedilmeyen  etkisini anlatırken kendimi de bihaberlerin arasında gördüm.O günlerde facebook hesabımı kapatmayı/dondurmayı planlarken kendim için, aklımdakiler ve önümde olmasını istediklerim için bir blog hazırlamaya kadar verdim…Blog servislerini araştırdım hatta birkaç alan da aldım ama hiçbiri wordpress kadar içime sinmedi. Süsten gösterişten uzak, net bir tasarımla blogumu merveergoz.wordpress olarak aktifleştirdim…Sudan çıkmış balık gibiydim gariptir ki; yıllarca zevkle yürütttüğüm forumlardan çok da farklı değildi bloglar. Bu platformda da aynı kurallar geçerliydi temelde. Mesela;

*”Senden önce biz vardık” atışları burada da geçerli değildi…Rütbe zamanla değil, emekle, nitelikle kazanılan bir şeydi…

*Yaşına göre konumlanmazdı kullanıcılar, okuyana ne verdikleriyle yer edinirlerdi…

*Ya da; başlığa bakıp bot misali “Emeğine sağlık” yazanlar gibi burada da spam yorumlar vardı…(Olumlu tarafları yazıyorum evet 🙂 )

Blog bi’ parça daha kişiseldi belki…Zihnimdekilerin hesabıydı yazdıklarım.

Amacım kitleleri peşimde sürüklemek değil, yarın bir gün hayatımda “Beni tanımak için arama motorlarına ismimi yazanların karşılaşacağı bir defterim olsun…“du. Neler yaptığımı bilsinler beni uğraştırmasınlar kaçışıydı ya da..Bir parça da “Benim gibi düşünenler, hissedenler varsa yalnız olmadığımızı görsünler…” hissiyatıydı..

Blogumda paylaştığım müze linkleri yüzünden merveergoz.wordpress’ e erişimim engellendi, maillerime cevap da alamadığımda pişman olmuştum neden alan adı haklarını satın almadım diye..Artık yapacak tek şey yeniden başlamaktı. Öyle de yaptım, bu sefer merveergozblog.wordpress ile yeniden başladım…

Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki eğitimim bittiğinde, Ocak ayında, önceki blogumda yayınladığım ve yedeklediğim birkaç yazımı da yanıma alarak minik adımlar attım. Bu sefer Medyayla ilgili görüşlerimi, şikayetlerimi de yazmaya kararlıydım.Soğuk temamı da değiştirmek istediğimi hatırladım.Yazılacaklar listemi gördüğümde bu sefer üşenmeden aylık değil de en azından haftalık yazmaya da karar verdim. Yeni bir yıl yeni bir blog haliyle çıktım yola 🙂

Geçtiğimiz hafta, salı gecesi sıkıla sıkıla yazdığım başlıktan da anlaşılan  ‘Saç Baş Yolduran Muhallebi Kralı‘ yazımın linki Okan Bayülgen tarafından ReTweet edilmiş. Haliyle onu takip edenler de merak edip bolca ziyarette bulundular ve ben şaşkınlıklar içinde ‘WordPress En Çok Okunanlar‘ listesine girdim. Hem de en istemeyeceğim konuyla…

Ayarlarım pratik kullanım için en uygun şekilde düzenlendi, yazdığım her yeni mesaj/post otomatik olarak facebook ve twitter hesabımdan yayınlanır.

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim ki; “Benim blogum var, neden gelip okumuyorsun” /”Okuyup da yorum yazmıyorsun” dediğim hiç bir zat yoktur, olmayacaktır da…En sevmediğim zorlama samimiyet şekli bu…Zaman zaman arkadaşlarımın bu tip ısrarları beni onlardan hızla soğutmuştur.

Okan Bayülgen’in atılan her blog linkini paylaştığını unutan kişiler ne bekleyerek tıkladılar o linki bilemiyorum. Beni çok da ilgilendirmez…Keşke daha zevkle yazdığım bir yazıyı peşindeki gençlere, bilerek okuyarak tavsiye etseydi diyebiliyorum…Zira ben körü körüne kendisine bağlı taraftarlarından biri değilim. Sadece yaptığı işleri takip ederim, bana birşey katmışsa da yazar, paylaşır, anlatırım…Okuduğum kitap, gittiğim konser, izlediğim reklam gibi iyi/kötü yada nötr her ne kaldıysa bende bunları direkt aktarırım. Hayatımın dönemlerini bloguma yansıtmam en doğal hareket değil mi?

Ve hakkımda, blogumla ilgili, yazdıklarımla ilgili bana mesaj atan, yorum yazan arkadaşlar için de,

“Nereden çıktı bu kız” diye merak edenler için de bu ufak açıklamayı yazmak istedim…

Uyuyana Kadar (S.J. Watson)

24 Şub

Gerilim/polisiye romanları sever misiniz? Ben bayılırım…Canlandırdığım romana bazen öyle kaptırırım ki kendimi, kitabın popüler oluşundan sonra çekilen filmini vasat bulurum…Ejderha Dövmeli Kız gibi…

Benim kurduğum görüntüler daha heyecanlıydı derim…Birçok okur da böyle düşünüyordur, çünkü okuduğumuz her satır farklı etkiler bırakır hepimizde.

Dün pasaport başvurumu yaptıktan sonra kitap alma iştahım kabardı.Kısa süre inceleyip birkaç tane aldım…Akşam birini seçip okumaya başladım.Başlarken yaptığım ilk şey arka kapak yazısını okumaktır…

İşte Uyuyana Kadar’ın Arka kapak yazısı; -Devamını Oku…>

Mezuniyet Halleri

23 Şub

[Kapanan blogumda paylaştığım kişisel yazılarımı dönem dönem yeni bloguma taşıyacağımdan bahsetmiştim…Temmuz 2011 tarihinden bir neşeli konuya geldi sıra 😉  ]

 

 

Mezun olmak -ister liseden ister üniversiteden olsun- hayattaki o mühim ‘mürüvvet’lerden biridir. Aileler açısından ekstra önemli olan bu günlerde mezun kişinin ruh hali yüksek doz dengesizlikler içerebilir. Bol kafein desteğiyle hazırlanılan, gözlerde mor halkaların eşliğinde girilen vize ve finaller, sınavların bitişini şuursuzca ve bi’ parça da tedirginlikle kutlamalar, en nihayetinde yıl sonu notlarının açıklanacağı günü, saati beklemek gibi pek eğlenceli aktivitelerle son bulan bu maraton aslında başka bir koşuşturmanın ilk adımıdır. [Ancak bunu çok sonradan fark edeceksiniz, merak etmeyin bu hepimiz için geçerli ]
– Devamını Oku…>

Saç Baş Yolduran Muhallebi Kralı

23 Şub

Önceki gece tv8 kanalında canlı yayınlanan Muhallebi Kralı programını izledim. Temel konu “Saç” olarak açıklanmıştı, program süresince konuklar saç baş yoldurttu…

Kıl, tüy, saç nedir? Nasıl uzar / neden dökülürler? Dökülen saçlara çözümler nelerdir? Dökülmeye sebep olan hastalıklar, tıbbi yatkınlıklar nelerdir? Saç ekim işlemi nasıl ve kimlere yapılır? Teknolojinin saç ekimine etkisi, Kuaföre giden kişinin asıl isteği nedir? gibi konular konuşuldu…Bolca nanoteknoloji konuşuldu ve ikili minik, tatlı sert gerginlikler yaşandı…

Markası ve kalitesi kanıtlanmış MOS Kuaför’den Orhan Bey, Dermatologlar, Peruk hazırlayıp satan bir bey, Estetik Cerrahlar, Psikiyatr ve Trikoloji Uzmanı bir Hanım konuklardı… En temelindeki kıl/tüy farkı konusunda bile masadan ortak fikir çıkmadı, çıkamadı..

 

*Dermatolog Meral Şaşoğlu tüm kaynaklarını ve enerjisini kelliğe çözüm olacak bir ilaç geliştirmek için yıllardır çalışıyormuş. Sonunda nanoteknolojiyle birleştirilerek dünya çapında en gelişmiş teknoloji olarak kabul gören, patentli bir kombine ürün geliştirmiş. Şampuan, bakım kremi ve hapların olduğunu belirtti. Tüm patentler kendisine aitmiş ve şu sıralarda Fransa’dan onay almış yada alacak… O kadar iddialı ve hevesli bir şekilde tanıtım yaptı ki artık Okan Bayülgen nanoteknoloji var nanolar var diye takılmaya başladı 🙂

– Devamını Oku>

Feminİstanbul; Tek Kadın Orkestramız

20 Şub

Kar kış ve yeniyıl ertesi mayışıklıkla beraber konser maratonuma ara vermiştim bir süredir. Okulumdaki etkinlikler her zaman öncelikli takibimde oluyor. Mekanı tanıyorum, gidiş dönüş güzergahını adım gibi biliyorum, konser bitiş saatleri de benim için önemli…Böylece 7 Mart akşamı düzenlenecek,  Dünya Kadınlar Günü için organize edildiğini düşündüğüm Feminİstanbul konseriyle molamı sonlandırıyorum 🙂

Feminİstanbul, tüm üyeleri hanımlardan oluşmuş bir Oda Orkestrası. Adı çok hoşuma gitti 🙂 Bu tip ortak harfli kelimeleri seviyorum ama yaratıcılık konusunda yetersiz kalıyorum.

Feminİstanbul’u tanımak için biletix etkinlik sayfasındaki bilgilere bakalım öncelikle ;

Türkiye’deki iki kadın orkestrasından biri olan Feminİstanbul, – Devamını Oku…>