Takıntılı Bir Aşığın ‘Masumiyet Müzesi’

7 May

Takıntılı Aşıkların Mabedi

Geçtiğimiz Cuma günü yakın arkadaşım Berna’yla Çukurcuma‘da konuşlanan Masumiyet Müzesi‘ni ziyaret ettik. Romanı okumuş, uzun süredir açılış haberini bekleyen heyecanlı arkadaşım bana haber linkini yolladığında orta seviyelerde bir merak uyanmıştı bende. Masumiyet Müzesi’ni okumamıştım, Orhan Pamuk Edebiyatıyla yakınlığım yoktur, ancak romanı müzeleştirme fikri eğlenceli ve farklı gelmişti.

28 Nisan açılış günü de dahil yakın zamanda bolca haberi yapılan bu müzeyi detaylı olarak Cüneyt Özdemir‘in programında dinlemiştim. Oldukça detaylı bir çekim ve röportaj yapılmış…Müzeyi görünce anladım bunu.

Daha roman ortaya çıkmamışken fikrini bir mimar arkadaşıyla paylaşıp Çukurcuma’daki binayı 1999 yılında satın almış Orhan Pamuk. Ne yapmak istediğinden emin, kararını verip uygulamaya geçmiş. Planlı çalışmak/ yaşamak bilirdim de bu kadar ileriye dönük yatırım yapmak cesaret işi…

Bir romanda kurgulanan mekanın gerçeğe dönüştürülen ilk örneği olduğu için kıyaslanabilecek alternatifleri yok Masumiyet Müzesi’nin…

2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında destek fonu için yapılan görüşmeler ve çalışmalardan sonra Orhan Pamuk projesini AKB Ajansından geri çekmiş. Tamamen kendi birikimleriyle yapmış hayatının yatırımını…

Masumiyet Müzesi ile ilgili araştırma yaparken rastladığım bir röportajdan alıntı yapmak istiyorum. Röportaj Müzenin mimarı İhsan Bilgin ile yapılmış, Arkitera Mimarlık ve gazeteparc.com un 2008 yılındaki çalışması ;

Brukner Apartmanı, 1999 – 2003
Fotoğraf: Cemal Emden

” Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanında bahsedilen ve kitabın sonundaki haritada işaretlenen Çukurcuma’daki ev gerçekten var mı ve müzeye dönüştürüldü mü?

İhsan Bilgin: Roman kahramanı Füsun’un ailesi ve kocasıyla birlikte yaşantısının ince ince tasvir edildiği apartman Çukurcuma Caddesi üzerindeki 24 no’lu Brukner Apartmanı. Bina, caddenin Dalgıç Çıkmazı ile kesiştiği köşede bulunuyor. Kitabın ortalarından itibaren anlatının odağına yerleşen bina 1999 yılında Orhan Pamuk tarafından bu romanın nesnesi yapılmak üzere satın alındı. Kemal’in, kitabın ikinci yarısı boyunca Füsun ve ailesiyle vakit geçirdiği ortam burası. Anlatısını bu apartmanın mekân düzenine göre, bu binada geçecek şekilde kurguladı. Sonra da, yine tıpkı romanın devamında anlatıldığı gibi, hazırladığımız mimari projelerle müzeye dönüştürüldü; apartmandan müzeye dönüşme sürecinde Kemal (adına Orhan Pamuk!) dünyadaki müzeleri görmek, ilham almak için seyahatler yaptı. Şu anda inşaatı tamamlanmış durumda. Açılmak için sergilenecek nesnelerin toplanmasını ve sergilemeye ilişkin ince işlerin tamamlanmasını bekliyor…

Nasıl başladı çalışma ve program nasıl tarif edildi?

İB: 1999 yılının Ekim ayında Orhan büroma geldi. Kar’dan sonra yazmayı planladığı romanın, Masumiyet Müzesi’nin hikayesini anlattı. Saplantılı bir aşk hikayesi olacaktı bu. Gerçek zaman ve mekânda geçecek, sahnesi İstanbul, ağırlıkla da Teşvikiye ve Çukurcuma olacak, 1970’lerin ortasında başlayıp 2000’lerde bitecekti. Kemal ve Füsun kısa süren tutkulu bir ilişki yaşadıktan sonra ayrı düşecekler ve sonra roman boyunca Kemal Füsun’u saplantılı bir biçimde yeniden kazanmaya çalışacaktı. Saplantısı Füsun ile sınırlı kalmayacak, onunla doğrudan veya dolaylı gördüğü nesnelere de sirayet edecekti. İlişkinin bir yandan iyice rutinleşmiş biçimde sürmesi, öte yandan bir türlü özlenen aşka dönüşememesi nesne saplantısını pekiştirecek ve patalojikleştirecekti. Birlikte geçirdikleri zamanları hatırlatacak her türlü nesneyi almaya (“çalmaya”) başlayacak, Füsun’u tamamen kaybettikten sonra da bunlardan bir müze yaparak saplantısını maddeleştirecekti…

Henüz yazılmamış hikayenin o gün için anlatılabilecek tüm ayrıntılarını birkaç saatte anlatıp bitirdikten sonra, bu müzeyi gerçekten yapmak istediğini söyledi. Çukurcuma Caddesinde bu müzeyi yapmak üzere aldığı apartmana götürdü beni. 60 m2 taban alanı üzerine oturan, 3 katlı, 3 cepheli küçük bir 20.yy başı apartmanı idi. “

Bizim maceramıza dönelim;

Yaklaşık 2 hafta önceden planladığımız Masumiyet gezimiz için bir önaraştırma yapmak istesem de yalnızca birkaç  kişinin ziyaret sonrası blog yazdığını gördüm. Bina ufak ve detayları dikkatle incelemek gerektiğinden ziyaretçileri sayıyla aldıklarını, sıra beklediklerini yazmışlardı.Ancak biz gittiğimiz gibi içeri girdik..

İşin büyük kısmı gidene kadar oldu bizim için…Zira yanlış tarif edilen yol sayesinde Çukurcuma sokaklarında mini bir keşif yürüyüşü yapmış olduk. Dar ve sıkıştırılmış hissi veren sokaklar, evlerden gelen sesler/ kokular, salaş cafeler, fotoğraf çeken gençler, sanat atölyeleri, antikacılar, eskiciler, seyyar tezgahlar, butikler ve bolca turistle farklı bir tadı var Çukurcuma’nın..

 

Gelelim Masumiyet Müzesi’ne; Galatasaray Lisesi’nin yanından yokuş boyunca aşağı inip sağınızda kalacak camiyi geçince soldaki sokağa girin. Sokaktaki tek bordo bina aradığınız adres…Bulması gayet kolay aslında, doğru kişiye sorduğunuz sürece 🙂 Biz bir emlakçı amcaya sorduk ‘Çukurcuma Caddesi’ne nasıl çıkarız?’ diye, tarif ettikten sonra ‘Masumiyet’e mi gidiyosunuz siz?‘ diyerek güldü :)) Gülüşürken de biz camiyi geçmeden ilk sokaktan girmiş bulunduk. Uzun ve kesintisiz sokak boyunca binalara butiklere bakınırken henüz kepenklerini açmamış Cemil İpekçi Event’le karşılaştık. Aslında Çukurcuma gezimizi planlarken buraya da uğramaktı niyetimiz ama başka bir güne kaldı…

Girişte ben kitabımı evde unuttuğum için Öğrenci Bileti aldım, Berna da kitabın iç sayfasındaki bileti damgalattı…Bu damgalanmış sayfa tek seferlik geçerli, aklınızda olsun 😉 Biletimizi alırken/damgalatırken görevli uyarıları okumamızı söyledi.

*Yüksek sesle konuşmayın.

*Cep telefonunuzu kapatın/sessize alın.

*Herhangi bir şekilde görüntü/ses kaydı yapmayın.

Aklımda bunlar kalmış…

İçeri girdiğimizde bir müzeye değil de yaşanmışlıklarla dolu bir eve gizlice girmişim hissi doldu içime :/ Romanı okuyanlar için detayların farklı önemi olacak mutlaka ama benim beklediğimin çok üstünde bir çalışma yapılmış. Minik vitrinleri inceledikçe ‘İnsan nasıl böyle aşık olur?’, ‘Erkekler bu kadar ince düşünceli olur mu ki!’ tepkilerim yerini ‘Ne kadar hastalıklı bi’şey bu..’ürpertisine bıraktı…Kesinlikle hastalıklı, ileri derecede saplantılı bir adamın ürünü bu müze…Ayrıca ekibin hamurunda mutlaka sabırtaşı olmalı ki normal insanların kalkışacağı bir iş değil burada görecekleriniz.

Girişte hemen sağ tarafınızda kalacak duvarı kaplayan bir vitrin içindeki 4000küsür sigara izmaritini görünce ‘Yok artık!’ diyeceksiniz daha ilk adımda 🙂 Her birinin altında tarih ve minik cümleler göreceksiniz…Bir erkek böylesi derin aşık olabilir mi? Bir roman karakteri için bile uzak ihtimal…

Giriş katı bitirip merdivenlerden üst kata çıktığınızda  Kemal’in ‘Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum…’ cümlesi karşılayacak..Romanı okuyanlar bu anahtarı rahatlıkla kapacaktır 🙂

2.katta ziyaretçilerin soluklanıp kitaptan hatırlamak isteyecekleri kesitleri okumaları için bir bank yapılmış, farklı dillerdeki ciltli romanlar  zincirlenerek bankın üzerine sıralanmışlar. Gayet hoş bir düşünce 😉

Koridor duvarlarına siyah beyaz çekim mini klipler, romandan alıntılanmış vurucu cümleler yerleştirilmiş.

Tüm kutulardan romantizm akıyor, elinizi uzatsanız dokunacaksınız gibi 🙂 Çok enteresan duygular içerisinde gezdim bu hayali evi. Her kutu daha da sarıp sarmaladı, bu saplantılı aşkın derinliklerine çekti sanki…

3.katta tutulduğum bölüm Kemal’in Füsun’a aldığı hediyeler oldu…Ne kadar narin parçalar seçmişler, çok zevklilerdi, bayıldık bayıldık…

Kemal’in Füsun’a olan derin aşkı ve özleminin getirdiği tuzluk,çatal/bıçak koleksiyonunu da göreceksiniz ama beni daha çok şaşırtan Füsun’un yarım bıraktığı dondurma külahını ve kağıt helvayı alıp saklaması 🙂

Ehliyet sınavı vitrinine uzun uzun bakmanızı öneriyorum, tüm detayları yakalamaya çalışırken gözünüzün önünde canlanacak Füsun’un görüntüsü…

Çatı katındaysa bambaşka bir sürprizle karşılaştım. Orhan Pamuk’un romanı yazdığı defter, eskizler camekan içinde sergileniyor. El yazısının okunaksız olduğunu beklerdim ancak gayet düzenliydi. Uzunca bir süreye yayılan ‘yazım’a günlük kırıntıları da ilişince seyri başka bir keyifli geldi bana 🙂 Cannes Film Festivalinde jüriyken otel odasına girdiği her anı yazarak geçirmiş Orhan Pamuk, hazırlayacağı vitrinlerin kaba taslaklarını, günün anlam ve önemine haiz mini çizimlerini, dizgi yapacak kişiye özel düştüğü notları rahatlıkla inceleyebilirsiniz.‘ Merhaba Hüsnü.Sayfa bitti, 14’ten devam ediyorum!’ daha kalın bir kalemle not düşülmüş 🙂

 En hoş detay da her sayfanın alt bölümüne dizilmiş boş mürekkep kapsülleriydi. Bazı bölümlere 10 kapsül harcanmış bazılarına 20…

Çatı katında Kemal’in yatağının karşısında bir bank daha var…Soluklanmak ve gördüklerimizi sindirmek için oturduğumuzda karşımdaki boş yatakta sanki hastalıklı derecede aşık olan, ciddi saplantılara sahip ve benim için korkutucu bir karaktere bürünen Kemal az ileride yatıyormuş gibiydi. Sanki vefatının ardından ev ahalisine taziyeye gelmişiz gibi…Bu ev bunları yaşamış gibi, havası öyle yani…

Son olarak giriş kattan inen dar merdiveni takip ederek Müze Dükkanı‘na göz atmak istedim. Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını bugüne kadar çevrilmiş tüm dillerdeki baskılarını rahatlıkla bulabilirsiniz. Masumiyet Müzesiyle ilgili minik kartlar hazırlanmış favori bölümünüzü seçebilirsiniz, pek ilgimi çekmedi bu kartlar…Masumiyet Müzesi’nin ve bence Füsun’u anlatan en güzel sembol olan kelebekler için altın rengi kaplamalı minik broş ve siyah bir çift kelebek küpesi alabilirsiniz…Siyah kelebekler çok hoştu 🙂

Ya da benim yaptığım gibi bazı bölümler için hazırlanmış afişlerden kendinize hatıra alabilirsiniz…Tebessümle okuyup incelediğim Aşk Acısının Anatomik Yerleşimi afişi aşağıda…

SonSöz;

Kitabın bölümlerine göre ayrılan katlarda numara sırasıyla takip edeceğiniz minik dünyaların sığdığı vitrinler birkaç sene önce gördüğüm Minyatür Odalar sergisini hatırlattı. Detaylar ve tazecik pişirilip camın arkasına yerleştirildiğini düşündüren lezzetli, özlem dolu parçalar şahane!

Keşke fotoğraflayabilseydim, anlatmaya çalıştıkça havada kalıyor sanki betimlemeler…

Giriş ücretlerinde Yerli/Yabancı ziyaretçi ayırımı hoşuma gitti!

Tek gidişle bitmeyecek bitirilemeyecek bir mekan burası. Kitabı okuyup tekrar ziyaret edeceğim zaten bariz 🙂 Ancak kapalı, tam hazırlanmamış kutuları kontrol için de gitmeli…

Her gidişte bir başka detayı derinliği farketmeli…Sindire sindire, aceleye getirmeden, tadını çıkarın bu Aşk Kanıtının ;))

***Müzeden çıktığımızda sokakta nereden geldiğini kestiremediğimiz bir gitar konseriyle karşılandık 🙂 Hafif rüzgarlı, aydınlık bir hava, fonda şahane bir gitarın mırıltıları mest etti ikimizi de 🙂

Gişe Bilgileri:

Biletinizi müze girişinin solunda kalan bilet gişesinden Salı – Pazar günleri 10.00 – 17.30 saatleri arasında satın alabilirsiniz. (Pazartesi müze tatil)

***Cuma akşamı saat 21:00 e kadar müzeyi ziyaret edebilirsiniz.

Bilet Ücretleri: Tam: 15 TL, Öğrenci: 10 TL, Türk vatandaşı olmayan ziyaretçiler: 25 TL
Reklamlar

10 Yanıt to “Takıntılı Bir Aşığın ‘Masumiyet Müzesi’”

  1. Ruzgarli Gunler ve Geceler 08 Mayıs 2012 09:54 #

    İflah olmaz bir Orhan Pamuk hayranıyım. Her kitabını en az iki kere okurum. Sadece Masumiyet Müzesi’ni bir kez okudum. İkinci postayı müzeyi gezdikten sonrasına sakladım. Ben kitabın ilk baskısını okuduğumdan o zamanlar bu müze sadece bir fikir olarak vardı Orhan Pamuk’un kafasında… Gerçekten açıldığını duyunca çok sevindim. İlk fırsatta gitmeliyim.

    • merveergozblog 08 Mayıs 2012 13:33 #

      Keyifle gezeceğinize eminim 🙂 Ben okumadan bu kadar etkilenip beğendiysem siz neler keşfedeceksiniz merak ediyorum 🙂

  2. merveergozblog 08 Mayıs 2012 13:34 #

    08/05/2012 14:30 itibariyle güncellenmiştir…

  3. Berna 08 Mayıs 2012 14:45 #

    Çok keyifli bir yazı olmuş Mervecim, yüreğine sağlık 🙂

  4. Volkan 15 Eylül 2013 23:42 #

    Gerçekten süper bir yazı olmuş.
    İlk kez bu kadar ayrıntı veren bir yazı buldum,ellerinize sağlık.
    Bir de mümkünse bu yazı ile ilgili koyduğunuz fotoğrafları sizden rica ediyorum…

    • merveergozblog 01 Ekim 2013 17:50 #

      Teşekkür ederim nezaketiniz için. Fotoğrafları ricadan kastınız nedir?

  5. Billur T.Phelps 05 Kasım 2013 12:11 #

    Sevgili Merve,

    Blogunu gezerken karşıma Masumiyet Müzesi ile ilgili yazın çıkınca bir göz atmak istedim. İyi ki de yapmışım, çok zevk alarak okudum satırlarını.

    Dikkatimi çekmesinin bir başka nedeni, benim doğduğum eve çok yakın oluşu. Müzenin bilet gişesinin bulunduğu sokağı yukarı doğru takip ettiğinde, düze geldiğin sokağın sağ köşesindeki yeşil camları ferforje parmaklıklı bina, benim doğduğum evdir.

    Rahmetli dedem yıllar önce orayı bir rum vatandaştan satın almış. Bu kalın taş duvarlı binanın bahçesine, sonradan 2 katlı küçük bir ev de kendisi ilave etmiş. Kardeşlerim hala orada yaşamakta. Bir ev özlemi çektiğim de aklıma ilk gelen yer hala orasıdır. Dediğim gibi dünyaya gözlerimi açtığım yer olduğundan ben de yeri çok ayrıdır.

    Sevgiler,

    • merveergozblog 08 Kasım 2013 20:35 #

      İstanbul bir şehrin içine sığdırılmış binbir dünya içeriyor, doğduğunuz evin bulunduğu semt de öyle 🙂 Her köşesi başka dokulu, insanı çekip cezbediyor…
      Müzeyi de görmelisiniz, mutlaka etkileneceksiniz içerdiği naiflikten 😉

    • merveergozblog 23 Kasım 2013 19:51 #

      Cepten yorum yazmıştım size ama teknik bi’ arıza olmuş sanırım :/

      Yüzyüze sohbet ederken eski İstanbul’dan bahsetmek, anıları paylaşmak çok hoştu 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: