Arşiv | Mart, 2018

Lâfügüzaf

13 Mar

İnsan kendini bir yere ait hissetmeden yaşayabilir mi?

Peki bir kişiye adamadan ne kadar süre geçebilir? Acaba kendimizi oyalıyor olabilir miyiz bu süreçte? Adanmamış hayatlar ziyan değil mi biraz?

Spora, mesleğe, çocuğa, aileye, eşe ya da ilişkilere adayıp hamuruna katmaz mı insan kendini? Onunla birleşip, bütünleşebilmek için değil mi tüm çabası?

 

Kendinizi boşlukta, gerçekten bağımsız ve bağsız hissettiğiniz oldu mu?

Bir versiyonu oldu bana, devam da ediyor korkarım… Duygusal olarak çökmüş, maddi olarak bitmiş, fiziken istemediğim bir şekle bürünmüşken; bitirilmesi gereken, sonu yaklaşmış, süreli işler tam olarak ensemdeyken; yıl boyunca yaşananlar, alınan kararlarla tüm arkadaşlıklarımı gözden geçirirken; kendime bir çıkış yolu arayıp, bulamazken… Tam da bu noktada iplerimin kesildiğini görür gibi oldum. Hayata bağlayan, günlük akışta kalmamı sağlayan, nefes almaya ve yürümeye devam etmemi refleks haline getiren iplerimin…

Sorgulama sürecinden çok girdabına yakalanmış gibiyim. Etrafımı, hayatımı, daha çok da kendimi ve tutumlarımı sorgularken buluyorum kafamı. Yolda, yemek yerken, kahve almak için sıra beklerken, markette meyve seçerken bile arka planda dönüp duruyo sorularım, cevapsızlıklarım. Savruldukça sorguladığım, sorguladıkça savrulup dağıldığım garip bir döngüye girdim.

Çok anlamasam da tam bir depresyon hali değil sanıyorum ki içinde bulunduğum. Çünkü hayata da karışmaya gayretim olduğu aşikar. Kafamdan geçenleri kamufle etmeye çalıştığım minik çabalarım var. Günlük sorulara, geçerli cevaplar arayıp buluyorum. Bulamadığım noktada yorgunluğa, uykusuzluğa, bazen de kapıdaki bahara  dayandırıyorum.

Zaman ve geçip gitmesiyle ilgili sıkıntılar yaşıyorum. Bazı anlar, günlerce sürüyor sanki. Özellikli bir olay olmaksızın, dış dünyadan bağımsızken bile…İçimde kaybolmak hissi var üzerimde. O kadar derine gidiyor ki bazen düşünceler, korkutucu…

 

Tüm cevapları bulduğunda oyun bitecek mi?

Reklamlar

Zeytinli Pofidik Ekmekler

13 Mar

Her gün, hatta her öğün vazgeçilmezimiz, yemekten bıkmayacağımız belki de tek şey ekmek 🙂 Sağlık problemi, beslenme değişikliği sebebiyle uzak kalmaya çalışsak da kokusundan bile keyif aldığımızı itiraf edebilir miyiz? 🙂

Birazdan okuyacağınız tarif sonucuna çörek de diyebilirsiniz belki, ama ben pofidik ekmek demeyi daha uygun buldum.

zpe1.jpg

*2 su bardağı tam buğday unu

*1 su bardağı yulaf kepeği

*1,5 su bardağı yağsız süt

*1 çay kaşığı tuz

*1 paket kabartma tozu

*4 yemek kaşığı mayonez (light)

 Buraya kadar baz hamuru oluşturduk. Şimdi kişiselleştirme aşaması;

*Yarım demet maydanoz-ince kıyılmış

*20-25 adet biberli zeytin (dilimlenecek)

*1 dolu yemek kaşığı pul biber

 

Malzemelerin tamamını derin bir kapta kaşık yardımıyla karıştırın.

10 dakika önceden ısıtılmış, 180 dereceye ayarladığınız fırında 20 dakika kadar pişirin. Üzerleri kızarınca çıkarıp kürdan testi yapabilirsiniz.

zpe2.jpg

 

Afiyetle ;))

Fava Sevenler

6 Mar

 

Meze sevenler derneği kurulsun mesela, ben pek severim 😀 Yapması kolay, sofraya koyması artistik, leziz ve hafif bir çeşit salata, yemek arkadaşı olur iç baklanın bu versiyonu. Yaz akşamları için de pazar kahvaltıları için de hızla yapıp, afiyetle tüketebilirsiniz  😉

 

8 saat ıslattığınız iç baklayı yıkayın, üzerini 1 parmak geçecek su ile birlikte haşlayın.

Baklaların haşlandığından emin olduğunuzda içine;

  • İnce kıyılmış soğan (ben dondurulmuş küp soğan kullanıyorum, tembel işi 🙂 )
  • 1 tatlı kaşığı şeker (hindistan cevizi şekeri tercih ettim)
  • Damak tadınıza göre tuz
  • Zeytinyağı (Soğuk sıkım sızma kullanıyorum)
  • Taze sıktığınız limon suyu (fabrikasyon limon sularından hoşlanmıyorum)
  • İncecik kıyılmış dereotunu ekleyip blender’dan çekin.

Burada bir püf noktası var; tadına baktıktan sonra, tenceredeki karışımı 1 taşım daha kaynatın. Soğumadan servis tabağı, borcam ya da saklama kabına alın.

 

Screenshot_2018-03-06-12-04-53_1.jpg

 

Fava soğuduğunda sertleşip kıvam alacaktır. Bıçakla kesilen fava başarılıdır 😉

 

Afiyetle :*