Nasıl delirdim?

27 Haz

Hayatımın en kollektif, en bağımsız, en koordinasyon ödüllü hikayesi olabilir bu.

Arkadaşlık ilişkilerimi dengelememe fırsat bırakmayan, nefes aldırmayan ense bitleri ile,  dedikodu yapmak istemediğini iddia edip gün aşırı laf kovalayan, istediğini vermediğimde triplenen cinsleri bi’sepete atalım.

Mesleki pozisyonumun belirsizliğini koz olarak kullanmaya kalkan, sakinleşip tepkisiz kalma çabalarımı, sindirme politikasının başarısına yoran sıfatsızları bi’çantaya koyalım.

Hayatıma ipotek koymaya çalışan, bunun için yarışan, sırf sevdiğim için kendisini bu manidar hakkın doğal sahibi zanneden, set koymaya çalıştığımda saçını başını yolan, depresifleşen ve agresifleşen bi’ güruhu da ne yapalım işte market poşeti uygundur!

Bu poşeti, sepeti, çantayı okyanus diplerine atmalıyım hızla. Yıldım, yoruldum, bıktım! Kendi kafamı zor taşırken elalemin, herhangi birinin duygusal yükünü üstüme almak istemiyorum. Dur diyorum duran yok, sus diyorum duyan yok.

Çıkara dayalı ilişkilerin çok çeşidini ne yazık ki gördüm, yaşadım, maruz kaldım. Bunların bonusu, yüzsüzlük, karaktersizlik, hazımsızlık ama en temelinde fesatlık.

Şimdi biz(hem makro hem mikro ölçekte) iddia ediyoruz ki, ekip işi yapıyoruz. İddia ediyoruz ki sinerji, birikim, aktarım kabiliyeti, insan ilişkileri, empati yeteneği, sempatide sürdürülebilirlik hayat kurtaran anahtarlardır. Her birey ayrıca iddia ediyor ki; mesleğinin nirvanasında; ancak her biri, standartları önceden belirlenmiş, resmi kurumlarca kabul edilmiş sınav sonuçlarını bile alamayan, kendini ve kariyerini mesleki ve insani yönden geliştirmek yerine acılarına, krizlerine, kaoslarına, sağlık sorunlarına, eş dost veya akraba ilişkilerine dayandıran, bağlantılarla yaşıyoruz zihniyeti ile sadece stratejik ilişkiler kuran canlılar, zat-ı muhteremler. Bu kişileri yaş, eğitim durumu, cinsiyet, medeni hal, tarafıma yakınlık derecesi ayrımı yapmaksızın izliyorum son 1 senedir. Neden 1 senedir? Çünkü 31 yıllık hayatımın ciddi manada sarsıcı olaylarını yaşamam, miladımdır geçen sene. Acılara ya da sıkıntılara tutunmaktansa kendimi ve tercihlerimi sorgulamayı seçtim. Neden, ne sıklıkla, ne amaçla bunları yaptığımı anlamaya çalışıyorum. Ulaştığım sonuçlar, beni daha derin araştırmaya ve düşünmeye sevk etti. Yani bi’nevi döngüye dönüştü. Bir soruyu çözüp, bağlantılı sorulara gidiyorum. Onları çözerken bazı yollardan tekrar geçiyorum ama yine sorgulayarak. Çünkü biliyorum ki, en çok kendime taraflıyım, eleştiri yaparken bol kepçe davranmadığım aşikar ancak, önyargılarımın farkında olduğum için döne döne düşünmekten zarar gelmez diye inandırdım kendimi.

Önyargılar meselesi de efsunlu bi’dünya bence. Nelere nasıl şekillendiğimizi araştırırken, etki odaklarımın farkında değildim. Bir başka dünyanın, ya da daha temiz bir ifadeyle, bir başka düşünce ve davranış şeklinin varlığını kabul edebildiğimde çoktan kemikleşmiş, kabuklaşmış setlerim vardı. Olsun, zımparalamaya gücüm yetmese de bu amaçta çabalamak bile bana iyi hissettiriyo. Komple, kökten uca temizlik gerçekleştirmek mümkün müdür bilemiyorum ancak, denemekten ne zarar çıkabilir ki?

Ne diyordum?! İş dünyasında etik çalışan bulmak zor diye dert yanıyoruz ya, insan ilişkilerinde şeffaf ve ahlaklı davranan kaç insan evladı kaldı ki, iş hayatına entegre olabilsin, orada nefes alabilsin?

 

Reklamlar