Tag Archives: cem karaca kültür merkezi

Vitamini Sahnede Saklı “Tiyatro Greyfurt”

23 Kas

Marka, etiket ya da slogan oluştururken neden günlerce aylarca düşünüldüğünü Çarşamba akşamı Tiyatro Greyfurt’la tanışınca daha iyi anladım 🙂

Söylerken bile insana pozitif etkiler veren, tebessüm ettiren bir isimleri var.

Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi Kasım ayı programına bakınca “Akif” oyununun 2 gösterim olacağını görmüştüm. Çarşamba akşamki oyuna büyük bir hevesle gittim.

Mahşeri bir kalabalık, gençler, aileler, öğrenci grupları, öğretmenleriyle gelmiş 12-13 yaş grubu çocuklar, komşular, oyuncu adayları… Çok şaşırdım görüntüye 🙂

Karmaşık bir kuyruk, daha doğrusu öbeklenme halinde salonun açılmasını beklerken “teknik bir arıza var” bilgilendirmesi moralimi bozdu. 1 saate yakın bir süre dikilince insanın sadece morali değil fizyolojisi bile bozulur :p

Neyse efendim ; girdik salona, yerleştik koltuklara, bu sefer telefonlarınızı kapatın, fotoğraf çekmeyin, telefonlarınızı kontrol edin, telefonlarınızı tekrar kontrol edin şeklinde sesli sistem uyarıları geldi.

Fotoğraf çekilmesin uyarısına bozulsam da yurdum insanının flaş düşkünü olduğunu hatırlayınca hak verdim bi’parça ekibe.

Sonuçta ben maddi delil olarak kullanıyorum fotoğrafları 🙂 Oturduğumuz yerden uydurmuyoruz bunları, işte kanıtı, benim için hatıraların birkaç parçası demek niyetiyle fotoğraf çekiyorum.

 

Oyunun ismi Akif, İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u konu edinmiş, muhtelif kısımlara mizah parçacıkları eklenmiş ancak yaygın ve baskın bir şekilde vatanperverlik hislerini kabartan bir uslüpla Kurtuluş Savaşı yıllarını Mehmet Akif’in hayatı ve kızı Suat Hanım üzerinden anlatıyor.

Çok etkilendim. Söz konusu millet, milliyet olduğunda kalbimden değil de daha derinlerden bir dalgalanma olur bende, gittikçe yükselen, sanki ağzımı açsam o dalga kükreyerek çağlayarak ortalığa dökülecek gibi. Tarifi zor, hissi anlatılamaz… O akşam Akif’i izlerken farkettim ki yanımda oturan gençlerde de var o aşk hali! Yalnız değilmişim yani 🙂 Ya da anormal bi’ durum yokmuş meğer.

Pek tabi bu etkinin sebebi izleyiciye dokunabilen oyuncular. 10 dakikalık arada “Tiyatro Greyfurt’u facebook sayfamızdan takip edin” anonsu yapmak yerine oyuncuları bize tanıtmayı seçseler daha şık olurdu. Sosyal bir iş yapıyorsanız zaten sosyal ağlarda mevcutsunuzdur, olmalısınız da. Sizi takip etmek, öneri ya da şikayette bulunmak isteyen kişiler de bilirler bulurlar ulaşacakları yolları. Bahsettiğim gibi, ben oyun öncesinde basit baskı teknikleriyle hazırlanmış bir tanıtım ilanı beklerdim. Konu, teknik kadro, oyuncular, eser sahibi gibi bilmemiz gerekenler atlanmış. İşin garibi ve kötüsü Tiyatro Greyfurt’un web sayfasında “Akif” oyunu kadrosu sekmesindeki oyuncuların hiçbiri bizim izlediğimiz oyuncular değil. Bilemeyeceğim o akşam beni bu denli aşka getiren, ağlatan, ruhuma dokunan insanlar kimlerdi…

 

Sonsöz olarak samimiyetle öneriyorum ki; Akif oyununu görün, duyun, izleyin, hissedin!

 

Reklamlar

Tuluyhan Uğurlu’nun notalarıyla İstanbul

14 Eki

Ekim ayı fena geçmiyor evet, maşallah 🙂 Geçtiğimiz Cuma gecesi Tuluyhan Uğurlu ile Piyano Başında İstanbul Sohbetleri temalı bir dinletiye gittim.

100_1878

Kendisini ilk kez canlı olarak dinledim. Harika çocuk olarak seçilişinden, İstanbul Kanatlarımın Altında film müzikleri için Love Story nin notalarını ayna aksiyle besteleyişinden, babasının vefat ettiği gün konserine çıkıp konserini babasına adayışından, İstanbul Dünya Kültür Başkenti projesinde bestesinin kullanıldığından  haberdardım evet; ancak karşımda böyle yumuşak tonlu, bizimle sohbet etmek isteyen, heyecanını ve samimi duygularını rahatlıkla paylaşabilecek bir piyanist beklemiyordum karşımda.

100_1872

Şaşkınlığım hızla hayranlığa bıraktı yerini. Müziği çok severim, ancak beste yapan müzisyenlere ve sanatçılara başka türlü bir saygı ve hayranlık duyarım. Görmek, yorumlamak ve aktarmak meselesi biz normal insanların yapamadığı şeyler.

100_1873

Öyle ki Venüs ün balkonundan İstanbul’u seyreden biri neler görebilir hadi notalara dökelim bunu dediğinde ağzım da dimağım da açık kaldı! Ne dedi ne dedi diye isyan ederken gayet Venüs’ün ışık olduğundan, yolunu kaybedenler için rehberlik ettiğinden falan bahsetmeye başladı ki bu tip zihinlerin nasıl şekillendiğine dair kırıntı kadar bir tahminde ya da hayal de buldum kendimi.

100_1884

Mimar Sinan’a olan saygısı ve benimseyişi çok şıktı, yarı politik yorumları beni yine şaşırttı çünkü Büyükşehir Belediyesi çatısı altında bu tip açıklamalar beklemezdim, çok hoşuma gitti. Viyana’dan, İstanbul’dan geceli gündüzlü telaşeden, Ayasofya’dan, tarihten, dünden bugünden gelecekten, hayata bakışından, beste yapmak isteyen bir sanat sevdalısının nasıl yol izlemesi gerektiğine kadar birçok çeşitli konudan bahsetti. 

Daha önce Da Vinci için ürkütücü deha demiştim ancak bu gece anladım ki bana ürkütücü gelen şeyin ta kendisi deha! Piyanonun tuşlarına vururken kendini kaptırması, beni ürküten tonlamalarıyla sesiyle eşlik edişi, piyanoya doğru gidip gelişleri, ayağa kalkıp oturup uzanıp sanki parmakları esir olmuş da parça bitmeden kurtulamazmış gibi notaların içinde çırpınması çok etkiledi beni.

100_1880

Hayatın anlamına varabilmiş çok az insan birşeyler üreterek var olabileceklerinin farkında. Herkes kendi gücünde, vizyonunda birşeyler katmaya çalışıyor, son zamanlarda bunları rahatlıkla paylaşabildikleri için haberdarız. Ancak müzik gibi aslında soyut kavramlarda yaşayarak elle tutulur ya da kulakla duyulur hale getirilebilecek minicik parçalar oluşturan insanlara kocaman kocaman hayranlık duyuyorum 😉

Başka bir gezegende yaşamadığınızın farkındayım, aynı havayı teneffüs edip aynı elmayı, zamanı tüketiyoruz. Ve fakat görme yeteneğinizin ne denli gelişmiş olduğu belirsiz, ölçülemez…Belki bu tip konserlerde, paylaşımlarda minik minik hissedilebilir.

NOT: youtube’a kendi çektiğim 2 dakikalık videoyu yüklemek 1 saat sürdüğünden fenalık geçiriyorum ve bu konserde video kaydı almadım. Zaten ruh halim karmakarışık oldu 10 poz fotoyu ancak çekebildim keyiften 🙂  Videolar youtube aramasıyla eklenmiştir bilginize 😉

Taylan Erler Jazz Quartet ve Caz Ziyafeti

28 May

Yumuşacık yağan yağmurla kararan hava, cuma gecesi planlarını sinema & kahve ye çevirmeye niyetlendirse de planlanmış bir konser dinletisini çevirmeye gücü yetmedi. Azımsanmayacak bir topluluk için hem de 🙂

Mayıs ayı programına göz atarken sadece aysonunda bir etkinlik dikkatimi çekmişti ; Taylan Erler Jazz Quartet…Aslında dikkatimi çekme sebeplerinden biri ve en kuvvetlisi Jazz Quarter yazılmış olmasıydı! İmla konusunda huyluyum evet, bu günlük hayatımda çok sıkıcı ve snop gözükmeme sebep olan refleks haline getirdiğim bir takıntım  :/

Öğle saatlerinde kardeşimin hatırlatmasıyla akşam programımız yerine oturdu ve merakla konser salonunun yolunu tuttuk…Kanyon’da Caz etkinlikleri hoştu güzeldi ama bi’ dünya yol yapmak bir parça işkenceydi, burnumun dibinde bu tip etkinlikler sıklaşsın başka ne isterim :))

Okumaya devam et