Tag Archives: merve

Belgrad’a doğru

19 Eyl

Zdravo! 😛

Merhabalar! 10 günlük Bayram tatilini fırsata çevirenler burada mı 🙂

Ben bu fırsatı ilk uçakla yolculuk, ilk yurtdışı tatili, ilk iş arkadaşlı seyahat kombosuyla doldurdum.

Yıllar yıllar öncesinden pasaportumu almış, bir kenara koymuştum. Tozlanarak 10 yıllık kullanım süresini doldurmaya yakın, “yahu ben neden yurtdışına bi’ gidip dönmüyorum ki” dedim. Henüz yıllık izin hakkım olmadığından da bayramı fırsat bilip birkaç ay öncesinden planlama yaptım.

Rota seçerken önceliğim vizesiz girebileceğim ülkelere bakmak oldu. Gözlerini sevdiğim google, listeyi en güncel haliyle karşınıza çıkarıyor zaten. Seçimde etkilenip niyetlendiğim ilk rota, Ukrayna/Lviv oldu, çünkü çok severek ve ailece izlediğimiz nam-ı diğer Çok Gezenti Burak Akkul’un tv2 deki Lviv gezi programını keyifle, hem de birkaç kere izlemiştim. Kafama yattı, ilkler için uygun gibi geldi. Başladım her tatil planımı sorana “ben Ukrayna’ya gidiyorum” demeye 😀 Ülkedeki siyasi karmaşa gözümü korkutunca, rota değiştireyim dedim, arkadaş sohbetinde bambaşka kişilerin planı olan Sırbistan/Belgrad gezisini dinlerken akşamına tur şirketlerindeki Belgrad paketlerini incelemekteydim. Ön bilgi olarak yapılacaklardan birisi bu olmalı bence. Profesyonel tur şirketlerinin açık programlarına göz atmak.

Sonra baktım ki çetrefilli bir ülkeye benzemiyor, bi’ cesaretle “tursuz gider, hallederim yeaa” nidalarıyla araştırmaya devam ettim. Bloglara daldım, sadece bloggerları değil, yorumları da okudum, notlar aldım, kutsal bilgi kaynağım ekşisözlüğe uğramadan olmaz malum…Ben ufaktan dosyalar oluşturmaya, nerede kalmalı, ne kadar bütçe ayırmalı, havaalanından hangi araçlarla şehre inilir, para birimi nedir, euro mu dolar mı kullanayım  konularını didiklemeye başladım. Ertesi gün okulda, odada sabah sohbetimizde benim tatil planıma geldi konu, Funda Hocaya dedim ki “ben Ukrayna’dan caydım, Sırbistan’a gidiyorum. Şöyle güzel, böyle eğlenceli, aman çok da kolay, bütçeyi de sarsmaz” vs., 15 dakika içinde biz Funda Hocayla uçak biletlerimizi alıverdik 😀

Küt diye, daha konaklama rezervasyonu yapmamışken, en güzeli de Funda Hocanın pasaportu yokken :)) Aynı gün içinde otel rezervasyonunu da yaptık, biriktirdiğim gezme planlarını paylaştık, revize ettik, gidenlerden akıl aldık, tavsiyelerle doldurduk cebimizi.

Biz heyecanla ve merakla planlar yaparken memleketin siyasi ortamı Rusların borç çorbasına döndü, yurtdışına çıkışlar yasaklandı, akademik personelin çıkışı için idareden resmi yazılar istendi derken biz de enseyi kararttık, gidemiyoruz diye offlanıp pufflandık. Hayır tüm memleket kaynarken bizim derdimiz tatil değildi, sırası geldiğinde dertlendik her konuya ayrı ayrı…

Velhasıl izinler iade edilince bizim için bayram katmerlendi haliyle 🙂 Hava durumu kontrolü yaptık, bavulu hafif tutalım diye sözleştik, kim ne getirecek diye fikir alışverişi yaptık, döviz bürosuna uğrayıp euro depoladık, bu arada Funda Hoca pasaport başvurusunda bulundu ve 1 haftada pasaportu çıktı. Hemen hemen her şeyi ayarladık. Kalmayı planladığımız otelin kullanıcı yorumlarını okuyup içimizi de kararttıktan sonra akıllı telefonlarımıza birkaç yabancı dil uygulaması indirip, telefon hatlarımızı yurtdışı dolaşımına açtırdık, ben ek olarak yurtdışı internet paketi de satın aldım, ilk gecede 1 aylık kotayı doldurmuş olsam da iyiydi 🙂

 

Devamı gelecek 😉

Reklamlar

RE!

7 Tem

Vay geçen zamana!

Son yazım Aralık 2013! Bu kadar süreyi tahmin etmemiştim.

 

Neler değişti, neler eklendi, kimler geldi kimler geçti saymakla biter mi son iki buçuk yılımı 🙂

Ülke gündeminden farksız, hızla değişen, dalgalı kur misali olan bitene yetişip üstüne bi’ de yön vermeye çalıştım.

Yeni hobiler edindim, meslek hanem değişti, müebbet öğrenciliğimin hakkını vermeye devam dedim, hayata bakışım da hayattan beklentilerim de ciddi manada değişip dönüştü.

Sağlam silkelenip hızla dönüş yapmaya niyetliyim bu dönem 😉

Let the bloggin’ begin !

 

Aklımdakileri listelemekle başlayayım:

*Değişen WP sistemi ve içeriklerini incelemek şart! (Yine bana çalışacak konu çıktı)

*Yaşadığım bölge ile ilgili yazılar keyifli olabilir.

*İş değişiklikleri konusunu ele alalım.

*En sevdiğim konular; hobilerim, meraklarım, workshop maceralarım geniş yer edinmeli 🙂

*Okuduklarımdan derleme yapabilir, minik notlar çıkarabilirim.Belki akademik ve sosyal gibi gruplamak sağlıklı olabilir.

*Bi’parça çeşitleme yapabilirim; özellikle tariflerimi paylaşabilirim, pratik kozmetik rutinlerimden bahsedebilirim.

*Değişen beslenme düzenimi empoze edebilirim 😀 Şaka şaka, ısrar yok

*Öğrencilik hayatıyla ilgili cıvıltılı paylaşımlarım da bonus olsun mu 😉

 

Listeyi yaptık, iyi hoş da nerden başlasam nasıl anlatsam modundayım :/ Biriktirmemek lazım işte işleri, düşünceleri, duyguları hatta. Stoklama huyum zora sokuyo beni, yersiz uzuyo bitişlerim…

Boylu Boyunca Muhallebi Kralı

29 Şub

Geçen hafta cuma akşamları yayınlanan Medya Kralı‘nı izlemeyeceğime konuklar listesi açıklandığında karar vermiştim. Nihat Doğan’a katlanamıyorum, neden ısrarla ve sıklıkla konuk alındığını da anlamıyorum. Anlayan varsa biri çıkıp anlatsın lütfen!

Cumartesi gecesi de her zamanki alışkanlıkla Disko Kralı‘nı izlemeye hazırlandım, konuklardan birinin Haluk Levent olduğunu da öğrenince pek keyiflendim. Program açıldı, hafif ilerlemeye başladı ve ben fark ettim ki Yeliz‘e de katlanamıyorum. Halbuki ben severdim kendisini uzaktan uzağa, sevimli bulurdum. İşin rengi yeni albüm çıkarmış bir hanım ve sesi hakkında konuşmalarını dinleyinceye kadar pembelerdeydi. Ne zaman ki Okan Bayülgen’in de gazlamasıyla Yeliz büyük otorite kesildi -ses, şan konusunda- kanal değiştirdim acilen.

Önceki yazılarımda tıp doktorlarının burnu büyüklüklerinden yakınırken bizim pop şarkıcılarını unutmuşum…Bu ne havalar afra tafralar kardeşim? Kadını ezdi, kırdı geçti…Gerçi tek başına değildi, Okan’ın yüklenmesinden destek alıp kadıncağızı çok sıkıştırdılar. Hiç hoş değildi…Adını hatırlayamadığım hanıma üzüldüm izlerken.

Dün akşamüstü facebook‘ta programın sayfasından gecenin konusu “Boy” olarak açıklanınca dedim ki bu gece eğlenceli bir muhallebi kralı çıkar. Malum Okan ve boy konusu bitmek tükenmek bilmeyen atışmalarla dolu 🙂 (Bu arada Okan program sırasında boyunun 1.69 olduğunu söyledi ben daha kısa olduğunu sanıyodum :/ Kameralar 5 kilo eklerken 5cm de kısa gösteriyor demek…)

Devamını Oku

Nasıl Böyle Oldu?

24 Şub

Neden Böyle Oldu Merve?  🙂

Geçen sene Nisan ve Mayıs aylarında çeşitli seminerlere, konferanslara katıldım. O zaman hala öğrenciydim, ders saatlerim belliydi, boş günlerime yada okul saatlerime denk gelen, ilgimi çeken konuları öğrenmek biraz da farklı şeyler duymak için zaman zaman konuşmacıları elimde not defterimle dinledim…

Çok sıkıldıklarım da oldu, bana farklı fikirler verenler de…Neredeyse konuşmacıların tamamı kendine son derece güvenen, ne söylediğini ve ne istediğini bilen kişiler görünümündeydi. Zaten toplulukları etkilemenin altın kuralı da bu değil midir? Sen ne kadar sağlam duruyorsan anlatacaklarının temeli de o kadar sağlam olur; dinleyiciler üzerinde o kadar gerçek etkiler bırakırsın..

Yükselen Girişimcilik Hareketleri konulu bir seminere katıldım. Son yıllarda çok fazla öne çıkan şu “girişimcilik” kelimesine gülerek yaklaştığımdan hafif sohbet halinde geçecek bir konuşma bekliyordum aslında.Ama böyle olmadı; konuşmacı sosyal medyanın küçümsenen ve keşfedilmeyen  etkisini anlatırken kendimi de bihaberlerin arasında gördüm.O günlerde facebook hesabımı kapatmayı/dondurmayı planlarken kendim için, aklımdakiler ve önümde olmasını istediklerim için bir blog hazırlamaya kadar verdim…Blog servislerini araştırdım hatta birkaç alan da aldım ama hiçbiri wordpress kadar içime sinmedi. Süsten gösterişten uzak, net bir tasarımla blogumu merveergoz.wordpress olarak aktifleştirdim…Sudan çıkmış balık gibiydim gariptir ki; yıllarca zevkle yürütttüğüm forumlardan çok da farklı değildi bloglar. Bu platformda da aynı kurallar geçerliydi temelde. Mesela;

*”Senden önce biz vardık” atışları burada da geçerli değildi…Rütbe zamanla değil, emekle, nitelikle kazanılan bir şeydi…

*Yaşına göre konumlanmazdı kullanıcılar, okuyana ne verdikleriyle yer edinirlerdi…

*Ya da; başlığa bakıp bot misali “Emeğine sağlık” yazanlar gibi burada da spam yorumlar vardı…(Olumlu tarafları yazıyorum evet 🙂 )

Blog bi’ parça daha kişiseldi belki…Zihnimdekilerin hesabıydı yazdıklarım.

Amacım kitleleri peşimde sürüklemek değil, yarın bir gün hayatımda “Beni tanımak için arama motorlarına ismimi yazanların karşılaşacağı bir defterim olsun…“du. Neler yaptığımı bilsinler beni uğraştırmasınlar kaçışıydı ya da..Bir parça da “Benim gibi düşünenler, hissedenler varsa yalnız olmadığımızı görsünler…” hissiyatıydı..

Blogumda paylaştığım müze linkleri yüzünden merveergoz.wordpress’ e erişimim engellendi, maillerime cevap da alamadığımda pişman olmuştum neden alan adı haklarını satın almadım diye..Artık yapacak tek şey yeniden başlamaktı. Öyle de yaptım, bu sefer merveergozblog.wordpress ile yeniden başladım…

Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki eğitimim bittiğinde, Ocak ayında, önceki blogumda yayınladığım ve yedeklediğim birkaç yazımı da yanıma alarak minik adımlar attım. Bu sefer Medyayla ilgili görüşlerimi, şikayetlerimi de yazmaya kararlıydım.Soğuk temamı da değiştirmek istediğimi hatırladım.Yazılacaklar listemi gördüğümde bu sefer üşenmeden aylık değil de en azından haftalık yazmaya da karar verdim. Yeni bir yıl yeni bir blog haliyle çıktım yola 🙂

Geçtiğimiz hafta, salı gecesi sıkıla sıkıla yazdığım başlıktan da anlaşılan  ‘Saç Baş Yolduran Muhallebi Kralı‘ yazımın linki Okan Bayülgen tarafından ReTweet edilmiş. Haliyle onu takip edenler de merak edip bolca ziyarette bulundular ve ben şaşkınlıklar içinde ‘WordPress En Çok Okunanlar‘ listesine girdim. Hem de en istemeyeceğim konuyla…

Ayarlarım pratik kullanım için en uygun şekilde düzenlendi, yazdığım her yeni mesaj/post otomatik olarak facebook ve twitter hesabımdan yayınlanır.

Şunu da belirtmeden geçmeyeyim ki; “Benim blogum var, neden gelip okumuyorsun” /”Okuyup da yorum yazmıyorsun” dediğim hiç bir zat yoktur, olmayacaktır da…En sevmediğim zorlama samimiyet şekli bu…Zaman zaman arkadaşlarımın bu tip ısrarları beni onlardan hızla soğutmuştur.

Okan Bayülgen’in atılan her blog linkini paylaştığını unutan kişiler ne bekleyerek tıkladılar o linki bilemiyorum. Beni çok da ilgilendirmez…Keşke daha zevkle yazdığım bir yazıyı peşindeki gençlere, bilerek okuyarak tavsiye etseydi diyebiliyorum…Zira ben körü körüne kendisine bağlı taraftarlarından biri değilim. Sadece yaptığı işleri takip ederim, bana birşey katmışsa da yazar, paylaşır, anlatırım…Okuduğum kitap, gittiğim konser, izlediğim reklam gibi iyi/kötü yada nötr her ne kaldıysa bende bunları direkt aktarırım. Hayatımın dönemlerini bloguma yansıtmam en doğal hareket değil mi?

Ve hakkımda, blogumla ilgili, yazdıklarımla ilgili bana mesaj atan, yorum yazan arkadaşlar için de,

“Nereden çıktı bu kız” diye merak edenler için de bu ufak açıklamayı yazmak istedim…

Yağmur, Kar ve Beyoğlu

17 Oca

İstanbul havasının özellikle kış vakti dengesiz olduğunu söylerler bilir misiniz?

Baharı 1-2 hafta sürerken yazı durmadan kavurup kışı insanı her gün sersemletebilir!

Evden çıktığınızda hafif atıştıran yağmur damlaları, Taksim’e vardığınızda sağanak yağmura, siz alışveriş aşkıyla yanıp tutuşurken karla karışık yağmura dönebilir. İşte bu dönüşlerin farkedilemeyecek hızla yaşandığı bir gün Beyoğlu-İstiklal turu atmaya niyetlenmişiz başımıza gelecekleri bilmeden.

Birkaç gece önceden gerekli araştırmalar yapıldı, hangi pasajlar/dükkanlar dikkatle incelenecek belirlendi.Gidilecekler listesinde yerini aldı Beyoğlu..Bir gece öncesinde de “Sinemaya mı gitsek?” teklifime İngilizce ve sessiz film formatıyla Terkos cevabını bulduran annem, ertesi sabah gayet enerji dolu bir uyandırma merasimi yaptı ve evden çıktık.

– Devamını Oku…>

Facebook ve İş Arkadaşları

13 Oca

İş arkadaşınızla Facebook’ta arkadaş olmanın faturası ağır olabilir.

amerikaliturk

İngiliz Millenial Branding araştırma kuruluşu ve Identified.com sitesinin ortaklaşa yaptıkları bir araştırmaya göre, Facebook kullanıcısı gençlerin yüzde 45’i Facebook’ta iş arkadaşları ile arkadaş oluyor.

Okumaya devam et

15 Senelik Pil

12 Oca

CES’de tanıtılan bu cebin pili, tam 15 sene bitmiyor, üstelik fiyatı da el yakmıyor.

amerikaliturkDoğal afet veya trafik kazası gibi beklenmeyen bir durumla karşılaştığımızda, cep telefonları hayatımızı kurtarabiliyor. Peki böyle bir durumda pili birkaç saatte bile tükenebilen akıllı cebimizin aklı, bizi kurtarmaya yetebilir mi?

Okumaya devam et

Notebook alırken

11 Oca

 

Bugün yeni bir notebook alsanız, nelere dikkat etmelisiniz? Ufak bir not; işlemci, ekran kartı, RAM gibi bileşenlerin hızı sürekli arttığı için bu konulara girmiyoruz.

Hala beklediklerimiz

Öncelikle şimdiye kadar beklediğimiz ama hala hayata geçmeyen teknolojilerden bahsedelim. Hala dokunmatik ekranlı notebook’lar yok. Tablet bilgisayarlarda kullanılan rezistif ekran teknolojisinin önüne geçilemedi. Rezistif ekran, bugün dokunmatik telefonların çoğunda kullanılan ve hala tam anlamıyla mutlu etmeyen sistem. Apple’ın kapasitif ekranlı bir notebook üzerinde çalıştığını biliyoruz. Kapasitif ekran, iPhone’da kullanılan ve çok daha başarılı olan teknoloji.

Okumaya devam et